Las Vegas'ı aratmayacak

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

İstanbul’un gece hayatına yön veren isimlerinin, her zaman bir gazino merakı olmuştur. Özellikle 1960-90 arası o kültürü yaşama şansı bulanlar anlata anlata bitiremez. Bugüne dek birçok mekan da, oturma düzeninden sahnesine kadar gazino havası yaratmaya çalışmıştı.

Bahsettiğimiz dönemden beri İstanbul’a ilk kez o günlerin şaşasını aratmayacak bir konsept geliyor. Ataşehir’deki The Muhtar ile Anadolu yakasında bir cazibe noktası yaratmayı başaran Uğur Kemal Suksan ve Ergun Yıldız, The Gazzino projesine start verdi.

Bu ikilinin kafasındaki mekanın çizimlerini birkaç ay önce gördüğümde çok etkilenmiştim. Las Vegas’taki şov merkezlerini aratmayacak gösterişteki The Gazzino’nun inşaatı 30 milyon lira yatırımla 3500 metrekarelik bir alanda başlamış. Nerede mi? Ataşehir’de. 

Ünlü mimar Eren Yorulmazer’in ‘müzik tapınağı’ olarak tasarladığı projenin ses ve ışık sistemleri Londra’dan geliyor. “Korona ne olacak?” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Uçaklarda kullanılan havalandırma ve sterilizasyon sistemleri ve sosyal mesafeli oturma düzeniyle önlemler alınıyormuş. Kapasite ise 700 kişi. Dünya starlarının sahne alacağı mekanda düğün, davet gibi organizasyonlar da mümkün.

The Gazzino’da çok detay var. Tabak-çatal takımları özel olarak tasarlanıyor. 35 loca, 2 dev bar, özel tasarım heykellerle farklı bir mekan yaratılıyor. Aralık ayında açılması hedeflenen The Gazzino uzun süre konuşulacak, herkes görmek ve orada görülmek isteyecek gibi geliyor bana.

ÖNLEMLİ EĞLENCE

Tepebaşı’ndaki Rixos Pera’nın terası, otel açıldığından beri birkaç farklı mekana ev sahipliği yaptı. Müthiş bir şehir ve Haliç manzarasıyla İstanbul’un en etkileyici noktalarından olan bu terasa, Çilek’ten tanıdığımız işletmeci İbrahim Çakmak bir süre önce Golden Hour adında bir restoran açtı.

Koronavirüse karşı alınan önlemlerle kendinizi güvende hissedeceğiniz Golden Hour’da masaların arası gerçekten açık. Sosyal mesafe ihlali pek mümkün değil. Dahası, tepesi sık sık açıldığı için içerideki hava sirkülasyonu da hem ferahlatıyor hem de içiniz rahat ediyor. Diğer artısı da otel çatısı altında olduğu için saat 22.00’den sonra biraz daha açık kalabiliyor.

Meyhane menüsü seçebildiğiniz gibi şaraba eşlik edebilecek, kendinize özel bir menü yaratmanız da mümkün. Tattığımız mezeler ve Cafe de Paris soslu bonfile çok başarılıydı. Miksolojist Emrah Karabulut’un elinden çıkan, özenerek ve emek vererek yapılan kokteylleri ise denemeye değer.

Çoğunluğu pırıl pırıl gençlerden oluşan ekibin yarattığı sinerji sizi de etkiliyor. Yemekten sonra hareketlenen müziğin de etkisiyle bizim gibi masanızda kıpırdanmaya başlıyorsunuz. Bu tür mekanların eksik olmayan doğum günü kutlamaları ise ortama her zaman renk katıyor.

Çarşamba geceleri Serhan Sokulgan Golden Hour’da DJ’lik yapıyor. Çaldığı şarkılarla Türk popunun, geçmişinden girip bugününden çıkıyor. "Her şeye rağmen çıkıp biraz eğlenmek istiyorum ama içim de rahat etmeli" diyorsanız rezervasyon yaptırmayı unutmayın.

ANTAKYA’DAN CİHANGİR’E

Cihangirlilerin çok sevdiği, Kasatura Sokak’taki Doğacıyız Gourmet 2012’den beri özellikle kahvaltıcıların gözdesi. Taş fırınlarında yaptıkları lahmacunlar dillere destan. Bir süre önce Akarsu Caddesi’ne açtıkları şubesi de aynı kaliteyi sürdürüyor.

Doğacıyız’ın neredeyse her şeyi Antakya’dan geliyor. Van kahvaltısını unutun, ne varsa Antakya’da var. Diyorlar ki “Misafirlerimize sunduğumuz bütün lezzetlerimizin ana noktası binlerce yıldır farklı farklı kültüre, medeniyetlere ev sahipliği yapmış Antakya’dır”.

Doğacıyız Cafe’de serpme kahvaltının yanı sıra vegan ve vejetaryenlere yönelik bir menü de var. Gün boyunca konukları mutlu edecek kekler, tatlılar ve çok güzel çay-kahve yapan çalışanları da mevcut. Bu arada özellikle semtin yabancıları buraya büyük ilgi gösteriyor. Hem Cihangir’in en piyasa caddesine nazır bir mekanda oturuyorsunuz hem de civarda eşi benzeri olmayan şeyler yiyebiliyorsunuz. Şimdiden afiyet olsun.

SUALTI DÜNYASI

Çocuklarınızla hafta sonu yapacak bir aktivite arıyorsanız Anadolu yakasındaki Emaar’ın Akvaryum ve Sualtı Hayvanat Bahçesi harika bir seçenek olabilir. 200’e yakın türde 20 binin üzerinde sualtı canlısını görebileceğiniz tesiste dev timsahlar, dev su fareleri ve penguenler ilgi çekiyor. İnteraktif ekranda ise binlerce sualtı canlısını, deniz dibine inmiş gibi sanal olarak gözlemleyebiliyorsunuz. Sağlık konusunda da tüm önlemler alınıyor. %100 temiz hava döngüsüyle çalışan en yeni teknolojiye sahip hava filtreleri ile ortam sürekli temizleniyor. İçeriye de belli bir kapasitenin üstünde ziyaretçi alınmıyor.

TORO’DA HAPPY HOUR

Dünyaca ünlü Meksikalı şef Richard Sandoval, geçen yıl Sarıyer’deki Six Senses Kocataş Mansions İstanbul içinde Toro Restaurant’ı açmıştı. Açılışta adeta şov yaparak bizi kendine hayran bırakmıştı. Tabii sonra araya pandemi girdi. Oteller kapandı, açıldı derken bir daha gitme fırsatım olmadı.

Tam adıyla Toro Latin Gastro Bar’da her çarşamba ‘happy hour’ var. 17.00-19.00 arasındaki bu uygulama bana kalırsa ya uzamalı ya da biraz daha geç bir vakte çekilmeli. Şehir şartlarında hafta içi 17.00 biraz iyimser bir saat olmuş.

Neyse efendim, menüde tütsülenmiş kılıç balığından ızgara ahtapota, alevlenmiş somon roll’den çıtır karidese pek çok lezzet var. Kokteyller ve yerli içecekler de yüzde 50 indirimli.

Hem otelin atmosferini görüp biraz vakit geçirmek hem de lezzetten şaşıracağınız bir yemek deneyimi yaşamak istiyorsanız bu indirimli saatleri kaçırmayın.

BEŞ ÇAYI KEYFİ

Mia Bazaar İstanbul Fashion Boutique & Tea Room, Nişantaşı’nda kafe ve mağazayı bir araya getirdiği konseptiyle ilgi çekmeye devam ediyor. Mia Bazaar’da şimdi de beş çayları düzenleniyor. İngiliz Kraliyet ailesinin çayı olarak bilinen birbirinden özel ve lezzetli Ronnefeldt çayları, etajerlerde sunulan özel lezzetler size kendinizi kraliçe gibi hissettirebilir. Ece Nukan’ın sahibi olduğu mekan, enerjisi ve Miami esintili dekorasyonuyla konuklarına rahat bir ortam sunuyor.

RIFF’TEN MESAJ VAR

Simge’nin ‘Miş Miş’ şarkısının yazarı Riff Kohen, İsrailli bir müzisyen. Paris’te yaşayan bu tatlı kız müziğinde bizim de dahil olduğumuz bir coğrafyanın esintilerini kullandığından olsa gerek buralarda da çok popüler. Bu yüzden yeni albümü 'Quelle Heure Est-II' bizde de çok konuşuluyor.

Daha önce İstanbul’a konser için geldiğinde karşılaştığı sevgi selini unutamayan Riff, demiş ki “Türkiye’de gördüğüm ilgi benim için büyük bir hediye. Bu bir yabancıya sarılmak gibi bir şey. Ama bu yabancı kişi benim ailem oldu. Orada ilk konserimi verdiğimden beri Türkiye’yle aramda bir bağ oluştuğunu hissediyorum. Bunun bir tesadüf olmadığını ve özellikle ‘doğu ile batının kesiştiği nokta’ olmamızla ilgili çok ortak noktamız olduğunu düşünüyorum”. Biz de kendisini aynı duygularla kucaklıyoruz.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder