Sibel Can etkisi

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Hürriyet’ten Hakan Gence, Sibel Can’a “Her albüm döneminde hakkınızda ‘Kilo aldı, kilo verdi’ haberleri çıkar. Bu da bir şiddet değil mi?” diye sormuş. Sibel Can da “İnsan bedeni üzerinden yapılan her yorum incitici” diye cevap vermiş. Son 15 yılda Sibel Can hakkında çıkan kilo haberlerine hızlıca bir göz gezdirince neredeyse tamamının ne kadar harika zayıfladığı, çok güzel göründüğü hakkında yazıldığını fark ettim. Dahası Sibel Hanım hep kendisi söylemiş gazetecilere nasıl kilo verdiğini. Bir sene karpuz diyetini, başka bir sene kabak çorbası diyetini ballandırarak anlatmış. Kaç saat yüzdü, ne kadar yürüdü, kaç kilo gitti, hepsini anlatmış.

Bir keresinde de “36 bedene kavuştum” demiş. Yani bugüne kadar bu haberlerden rahatsız olmamış kendisi. Aksine malzemeyi bizzat vermiş. Benim bu konuda söylemek istediğim birkaç söz vardı ama işe bakın ki Sibel Can, aklımdakileri birkaç yıl önce verdiği röportajda zaten söylemiş: “Bu sadece merkezinde benim olduğum bir haber değil. Tüm dünyada böyle. Kilo alanlar, verenler, sağlıklı, sağlıksız zayıflayanlar. Bu bir sanayi. Çok doğal karşılıyorum. Kilo alıp vermeye çalışan milyonlarca insan ve 30 yıldır sahnelerde bir Sibel Can.”

SOSYAL MESAFELİ FESTİVAL

Geçtiğimiz günlerde İngiltere’deki Virgin Money Unity Arena’da yapılan bir konser seyircilerin oturma düzeni itibariyle adeta yeni bir çağ başlatmıştı. 3-4 kişilik ‘box’ (kutu) denilen mini platformlara ayrılan alanda izleyiciler kendi grupları dışında kimseyle bir araya gelmiyordu. Bugün Sarıyer’deki Garden Fiesta’da gerçekleşecek olan Chill-Out Festival, konuklarını aynı konseptte ağırlayacak. 2’li, 3’lü ve 4’lü box sistemi ile sosyal mesafe kuralları dikkate alınarak düzenlenen ilk festival olan Chill-Out Festival, %100 Music sunumuyla 15. yılının ilk buluşmasında bugün Garden Fiesta’da!

PASTA BURGER

Bir buçuk yıldır Bahçeşehir’de oturuyorum. Yaşadığım binanın hemen dibinde ‘Seventeen’ adında pizza ve burger cenneti diyebileceğim bir restoran var.O kadar yakınlar ki balkondan seslenerek sipariş bile verebilirim. Şimdi Bahçeşehir’den Kurtuluş’a taşınıyorum. O yüzden geride kalanlara bir kıyağım olsun diye kendilerinden bahsedeyim. Burgerleri brioche ekmeği.

Marie Antoinette’in “Ekmek bulamazlarsa pasta yesinler” lafındaki pasta oluyor brioche. O ekmeğin içine istediğiniz kadar köfte koydurabiliyorsunuz. Yani ne kadar ekmek o kadar köfte lafı burada geçerliliğini yitiriyor.A merika’nın meşhur bir In-n-Out burgercisi vardır. Donmuş ürün kullanmazlar, her şeyleri taze, sağlıklı ve lezzetlidir. ‘Seventeen’i onlara benzetiyorum.

Bir de pizzaları var ki eskiden işten çıkınca yolda sipariş verir, eve geçerkens ıcak sıcak götürürdüm. Artık ofise gitmediğimizden direkt eve getiriyorlar, sağ olsunlar. Uygun fiyata, çok kaliteli fast food isterseniz, bir de Bahçeşehir’deyseniz, ‘Seventeen’i deneyin.

KOZMONOT KOKTEYL

Topağacı’ndaki Kozmonot mahallenin uğrak yeri olarak markasını sağlamlaştırırken geçen yıl bir sürpriz yapıp Bomonti’de bambaşka tarzda bir şube açmıştı. Geniş alanı, önü açık bahçesi, yüksek tavanlı iç mekanıyla ferah ötesi bir ortamı bulunan Kozmonot, semtin hip ve cool sakinlerine tam kafalarına uygun bir ortam sunuyor.

Bomonti Kozmonot’ta çok farklı içecek seçenekleri olsa da, kokteyl menüsünde ne varsa baştan aşağıya denemelisiniz. Bildiğimiz klasiklerin dışında Kozmonot’un özel olarak tasarladığı şahane tatlar var. Hepsi de özenli sunumlarla, farklı farklı şık kadehlerde sunuluyor.

Furkan Sezgin’in elinden çıkan şıkır şıkır, renkli içerikli kadehlerle görsel olarak da tatmin oluyorsunuz. Dahası, bilgili servis elemanlarından klasik bir kokteyl içiyorsanız, tarihi, yapılışı ve türleri hakkında bilgi de alıyorsunuz. Hangi alanda çalışırsa çalışsın, işine hakim insanları seviyorum.

PEMBENİN GÖLGESİ

Geçtiğimiz günlerde Doğubeyazıt’ta düzenlenen Dosso Dossi defilesinin İshak Paşa Sarayı’nda gerçekleşen ilk bölümü nefes kesiciydi. Türkiye’nin en ünlü mankenlerini o müthiş yapının mistik havasına kendilerini kaptırmış, salına salına yürürlerken izledik. Efsanevi görüntülere şahitlik ettik. Anadolu’nun mirası böyle çağdaş bir etkinlikle birleşince çok etkilendik.

Sonra da mankenlerimizin kuru otlar arasında bir pembe halı üzerinde yürüdüğü “Eh işte” dedirten başka bir defile izledik. Hemen ortaya çıktı ki Jacquemus markasının geçen yıl Güney Fransa’da yaptığı defileden kopyaydı bu konsept. Kopya olmasını geçtim, bizim pembe halımız kumaş gibi buruşuktu. Jacquemus’un jilet gibi halısının yanında özensiz ve sakil duruyordu. Bari iyi kopyalasaydık, değil mi? Çok iyi yapılmış bir şeyin benzerini aynı kalitede yapamıyorsan, hiç yapmayacaksın.

Ya da kopya damgası yememek için, en azından “Esinlenmiş” denebilmesi için değişiklik yapıp, halının rengini falan değiştireceksin. O müthiş İshak Paşa Sarayı defilesinin ardından bunu yapmak ne markaya ne de ülkeye yaradı. O güzel işi de gölgeledi bana kalırsa.

HİJYENİK MİDYE

Çatlayana kadar yiyebileceğim yemeklerden biri midye dolmadır. Midye dolmacıların markalaştığını görmek de beni sevindiriyor. Bunların arasında bir Midyeci Yasin var ki hikayesiyle beni etkiledi. Midyeci Yasin 1985 yılında ailesiyle Mardin’den İstanbul’a yerleşmiş. 90’larda daha ilkokul sıralarındayken annesinin yaptığı midye dolmaları seyyar tezgahıyla satarak mesleğe adım atmış.

“Taş yok, kum yok, çamur yok” sloganıyla işe girişen Yasin seyyar satıcılıktan, şubeler açan bir işletme sahibi haline gelmiş. Kadıköy, Beşiktaş ve Maltepe’de şubeleri var, birini de Bahçeşehir de açmaya hazırlanan Yasin, hijyenik midye üretimiyle de gurur duyuyor. Artık bu iş zaten sokak yemeğinden çıkmış, sağlıklı koşullarda üretilen bir ürüne dönüşmüş.


Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder