Ağlamayalım yıkalım!

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Van’ı vuran ikinci depremden sonra kesin inanıyorum; İstanbul kurtulacak, yeter ki biraz daha zaman tanısın deprem bize. Körfez Depremi deneyiminden Van’da arama kurtarma çalışmalarında kurtulan insan sayısı açısından dünyada birinci olduk, ikincide şimdilik 28 kişi sağ çıkarıldı! Bir rekor da zamana karşı kırıldı: Van’ı vuran ikinci depremde kurtarma ekipleri on dakika sonra müdahale etti, çünkü zaten oradaydılar! Sıra geliyor en kolayına: Depremde binaların yıkılmasını önlemek. Eğer Bayram Oteli’nin durumu da bize bunu öğretememişse zaten müstehakız demektir! Son deprem 5.6’ydı, yıkılan otelin yanındaki binanın camları bile kırılmamış. Bayram Oteli 47 yıllık. Kolonuna bakmadan milyon dolar harcayıp halısını boyasını yenilemenin anlamı yok.

[[HAFTAYA]]

İstanbul’da Divan Oteli’ni yıkıp baştan yaptılar, daha kolay, daha sağlam oldu. Bina denetiminde duvardan örnek almıyor, boyayı kazımıyorsan, uzaktan bakıp “Sağlamdır” demek, insanları ölüme göndermek. Şu anda İstanbul’da pek çok bina bu durumda. Zemin etüdü ve statik kontrolü yapılmadan, örnek alınmadan tabutlarınızın içinde oturmayın. Sizin canınızı sizden iyi kim düşünecek? İlla ki başkası mı gelip bakacak, önce siz baktırın! Kentsel dönüşüm fırsatı elinize geçmişse anlaşın, yıktırın.

Karşı çıkan bir-iki kişi varsa razı olsun, açgözlülüğün sırası değil. Çökmüş binanın altından iğneyle kuyu kazıp insan canı kurtaran bir ülke, o binanın yıkılmamasını da sağlayabilmeli. Hem yıkıp yapma, duble yollardan çok daha kazançlı ve bütün bir ekonomiyi çalıştıracak bir mekanizmadır. Oy da getirir, valla billa! İstanbul’u yıkalım, baştan yapalım. Sıçan gibi ölmekten iyidir. Van’daki insanları da çadırda dondurmayın, getirin Alanya’daki otellere doldurun, ısınsın garipler. Depremzede çocukları Antalya’da opera seyretmeye götüren devlet, bu kadarını da yapar!

Şu ara taş devri moda

Adriana Lima (Türkiye’ye de gelmiş ünlü bir manken) iç çamaşırı defilesinden önce on gün boyunca sıvı gıdalarla beslenip günde beş saat boks dahil ağır spor yaptığını anlatmış. Podyumda popoyu kıvırtarak yürürken bacakların bıngıl bıngıl olmamasının bedeli bu! Değer mi? 50 yaşındaki iki çocuk babası M.S. ise 190 kiloya çıkınca zayıflamaya karar vermiş, kendi kendine soda, sirke, limon içeyim derken 30 kilo vermiş ama midesini deldiği için hayata veda etmiş! Değer mi?

Sağlık Bakanı Recep Akdağ geçenlerde obeziteyi en önemli sağlık sorunlarımızdan biri ilan ederken mücadelenin fevkalade zor olduğunu da kayda geçti. Bakan Akdağ da kendi kafasına göre diyet yapanlardan. Çağımız insanının rafine gıdalar, un, şeker ağırlıklı kötü beslenme ve az hareket etmek gibi iki ana nedenle şişmanladığını farkeden uzmanlar, şu ara taş devri diyetini ortaya attı. ‘Avladığını, topladığını ye’ ilkesinden hareketle hayvansal protein ve sebze-meyve ağırlıklı diyette; un, şeker, rafine karbonhidrata yer yok.

“Yürü, koş, zıpla, hareket et; tv karşısında uyuma, arabanı kapının önüne park etme, asansöre binme” yöntemi şimdilik kimseyi öldürmedi, işe de yarıyor. Prof. Zeynep Karatay’ın “Kır üç yumurtayı pastırmanın üzerine, peyniri de kibrit kutusu kadar değil, şöyle kocaman ye, yanında ekmek yerine ceviz olsun, hamur işini unut” diyetine de ben bayılıyorum! Mide kasını baklava yapmak kolay değil ama beş aylık hamile gibi dolaşmamanın yolu da yürümekten geçiyor. Hem trafikten de kurtuluyorsunuz. Sağlık Bakanlığı yakında obeziteye savaş açacakmış. Çocuklardan başlamaları koşuluyla heyecanla bekliyorum. Önce hamburger tombulu çocukları kurtaralım, biz bir biçimde yolu buluruz!

Sıradaki haber yükleniyor...
holder