Ezik değil, özgür birey!

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

13 yaşında bir küçük kız, babası tarafından varlıklı, “namuslu”, “hacı”, “namazında, niyazında” saygın bir adama (54), 5 bin TL karşılığında sözleşmeyle “satılıyor”. Üstelik olay, bu tip öykülerin sıkça görüldüğü Güneydoğu köylerinden birinde değil, Türkiye’nin en gelişmiş, en zengin illerinden birinde, Antalya’da yaşanıyor. Adam kızı alıp Kemer’de bir otele götürüyor, resepsiyona “kızım” diye tanıtıyor (gerçi otel resepsiyonlarında çalışanlar adamı gözünden tanır ya), çocuğa cinsel istismarda bulunuyor.

[[HAFTAYA]]

Çocuk, sınıfta konuyla ilgili bir sorgulamaya muhatap olunca öğretmenine durumu anlatıyor. Öğretmenle birlikte eve gidiliyor. Anne, çocuğa inanmıyor! Bu anneler de bir tuhaftır; herşeyi bilir ama yutarlar! Babanın uyguladığı enseste annenin göz yumduğu pek çok vaka var. Adamın biri, kızını hafta sonları alıp götürecek, anne işkillenmeyecek ha? Ya baba? Kızı satarken ne işte kullanılacağını bilmiyor muydu? Olay savcılığa ve mahkemeye intikal ediyor. Kimse ciddiye almıyor herhalde ki ne kız koruma altına alınıyor, ne adam ve baba tutuklanıyor! Herhalde olay duyuldu diye, baba, Antalya’dan ayrılıyor.

Herkes yeni fark etti

İki gün önce rastlantı sonucu olay tekrar ortaya çıkınca kıyamet kopuyor, muhabirler aileyi gidip buluyor. Anne yine hayretler içinde! Yoksulluk desen, değil. Cahillik desen, değil. Bu, bir zihniyet! Kız çocuğu alınıp satılır. Sevdiğine kaçtığı zaman bunun için kızıyorlar, ‘mal’ı satamadılar diye. İki gündür “dindar gençlik” masalıyla uyutuluyoruz. Bizim yetiştirmemiz gereken gençlik, kişiliğine, kimliğine, haklarına sahip çıkan, düşünen, sorgulayan, itiraz eden, özgür bireydir. Yoksa o genç kızın başını bağlamışlar, evde oturuyor da ne oldu?

Canına okudular, sesini çıkaramadı. Çünkü biat kültürü: İtaat et, boyun eğ, sus. Babaya karşı çıkılmaz, anaya ses çıkarılmaz. Ailesini koruyor. Ne anne babanın, ne devletin, ne şunun bunun, çocuklara, gençlere kendi istediği kimliği verme hakkı yok aslında. Biz onlara iyiyi, kötüyü, güzeli, doğruyu göstereceğiz. İlmi, bilimi, dini, sanatı, kültürü öğreteceğiz. O kendi yolunu bulacak. Ama her şeyden önce kendini korumayı, özgür kimliğini geliştirmeyi öğrenecek. Biz eziyoruz, silindir gibi geçiyoruz çocukların üzerinden. Ne yaratıcılıkları kalıyor, ne kişilikleri, ne gelecekleri. Ezik tipler kalıyor geride.

‘Artist’ karlı günlerde nostalji

Kar, trafikte sıkıntı çektirdi ama kamu ulaşımını kullanan gençlerin ve ergenlerin hepsi tatilden de yararlanarak sokakta, alışveriş merkezlerinde... O cıvıl cıvıl kalabalık hamburger yiyip vitrin bakmaktan sıkıldıysa diye, hafta sonuna bir film tavsiye etmek istiyorum: ‘Artist’. Tamam, onlara kalırsa ‘Berlin Kaplanı’. O da hoşmuş ve söz, görür görmez yazacağım ama ‘Artist’i pas geçmesinler, lütfen. Bir kere böylesine hiç alışık değiller. Film sessiz! Üstelik siyah beyaz! Üstelik de sessiz film döneminin sinema anlayışını taklit ediyor. Peki neden kalkıp da her türlü animasyon tekniğiyle süper–hiper teknik filmler yapıldığı bir dönemde adam kalkıp en sadesine geri dönüyor? Erotizmin zirvede yaşandığı günümüzde birbirine deli gibi aşık o kadınla adam bir tek kez bile öpüşmeden, beyazperdeden nasıl da romantizm akıyor?

Michel Hazanavicius filmini yaparken bizi ters köşeye yatırmaktan çok, “sinema ille de teknik değil, ruhtur” mu demek istemiş? “Ben renk bile kullanmadan size bir buçuk saat masal anlatabilirim ve çıkıp gitmeden izlersiniz. Sinema sanattır, yetenektir” mi diyor? İyice dalıp gidiyorsunuz sessiz bir film izlemeye ve bardağın masaya değdiği an duyduğunuz o tıkırtıya perdedeki ‘Artist’ kadar siz de şaşırıyorsunuz! Tabii asıl başrol oyuncusuna şaşırıyorsunuz: Hayır, şu ara ödül avcılığı yapan Jean Dujardin’e değil, Uggie’ye! Böyle rol yapan bir köpek olabilir mi?

Hem de barınak köpeği imiş ve film için seçilmese uyutulacakmış. Hayatta kalmayı garantilemek için mi bu kadar iyi rol kesiyor bilemedim ama bir utanma pozu var, müthiş. ‘Artist’ tam bir nostaljiydi. Hele İstiklal Caddesi’nde, bu kimliğiyle neredeyse tek kalan Pera Sineması’nda, yeni demlenmiş çayımı içip seyredince hakikaten nostalji oldu. AVM’siz bir hayat da keyifli olabiliyor yani.

Yazarlarımızdan

24 Şubat 2021, Çarşamba 09:49
24 Şubat 2021, Çarşamba 07:00
24 Şubat 2021, Çarşamba 07:00
Sıradaki haber yükleniyor...
holder