Her şerde bir hayır vardır, bu seçimi hayıra dönüştürmeli

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Ne zamandır ilk kez tarafsız medya, muhalif medya ve iktidar medyası aynı tespitte buluşup aşağı yukarı aynı başlığı atmış: Kader Seçimi! Evet arkadaşlar, bu bir kader seçimi. Bugün sandığa gidin ve oyunuzu kullanın. Çünkü beş ay önce kullandığınız oyu, beğenmedi birisi ve hepimizi tekrar sandığa sürükledi. Ülkede beş aydır bu yüzden kan akıyor. Bu yüzden ekonomi durdu. Bu yüzden turist gelmiyor. Bu yüzden eğlence yaşamı sıfırlandı. Bu yüzden kimsenin yüzü gülmüyor. Ve şimdi kalkmış, istikrar için oy istiyor. Gidin oyunuzu verin ve kaderinizi belirleyin. Ve lütfen, oy verirken son beş aydır haketmediği halde hükümeti elde etmiş bir gücün size istikrar verip vermediğini düşünün. Hadi hayırlı olsun. Her şerde bir hayır vardır.

Sarayı saray yapan içindekilerdir!

Resepsiyona katılanların izlenimlerini okudum, fotoğraflara baktım. Bir kere çok kalabalık! Nezih bir resepsiyon o kadar kalabalık olmamalı, kendi bile yürüyememiş, kimse kimseyi görememiş. Çağrılanlar da çağrılmaya değmeli. Wilma Ellmes mesela, hangi kriterle çağrılmış? Sarayı yaparsın, önemli olan, konuklarının o sarayın içini ağırlığıyla doldurması! Türkiye’nin aydınına, sanatçısına, yazarına kapıları kendin kapatırsan dalkavuklarınla eğlenirsin o kadar!

Ege Denizi’nde ölüme razı eden ne?

Hava giderek bozuyor. Fırtına camları tıngırdatıyor. Deniz suyu da soğudu. Kış kapıda. Ve bu hava koşullarında, üstelik de uçak bileti fiyatı ödeyerek, her an batabilecek bir uyduruk tekneye binip, ne işe yarayacağı meçhul bir çakma can kurtaran yeleğine ve dualara sığınarak bir gece yarısı denize açılmak için nasıl bir ruh hali içinde olmalılar? Kimi hamile, kiminin kucağında bir bebek, eteğinde bir küçük çocuk. Gecenin karanlığında, dalgalara bata çıka, hiç bitmeyecekmiş gibi süren en az 2-3 saatlik bir yolculukla gidecekleri yer bir Yunan adası. Tekne alabora olmaz, Ege Denizi’nde boğulup kalmazlarsa adaya çıktıklarında yürüyüş başlıyor. Bir polis merkezine sığınıyor, orada günlerce bekliyor, kağıtları tamamlanırsa anakaraya Yunanistan’a gönderiliyorlar. Amaçları elbette ekonomik krizin pençesindeki bu ülkede kalmak değil. Yine kamplardaki zorunlu bekleyişten sonra Almanya’ya kapağı atabilenler, önceden gitmiş akrabalarının sayesinde hayata tutunmaya çabalarken kimseyi tanımayanlar parklarda geceliyor, yaklaşan kış soğuğuna karşı çaresiz. Hepimizi gözyaşlarına boğan Aylan bebeğin görüntüsü unutuldu bile. Onu gömdükten sonra 90 bebek daha öldü Ege’nin sularında. Almanya, mültecileri Türkiye’de tutabilmek için pazarlıkları sürdürmek için seçimin geçmesini bekliyor. Suriyeli, Afgan, Libyalı mültecilerin dramı bana bir tek şey düşündürtüyor: bizim başımıza da gelebilir! Dış güçlerin karıştırdığı, içerdeki hainlerin işbirliğiyle kardeş kavgasının oluk oluk kan akıttığı bir ülkeden o beğenmedikleri Batı uygarlığına ve refahına kaçmak zorunda kalmak. Sandık başında bunu da düşünün olmaz mı!

Yarın sabah nasıl bir Türkiye’ye uyanacağız, bize bağlı!

Yarın yeni bir güne uyanacağız. Gece geç yatmış ve sonuçları almış olacaksınız ama yine de uyanır uyanmaz ilk işiniz ekranı açıp kesinleşmiş sonuçları anlamaya çalışmak olacak. Ya anketlerin öngörmediği büyük bir sürpriz, yüzünüzü güldürecek; ya da bir önceki seçimin hemen hemen aynısı bir tabloya uyanacak ve fıkrada olduğu gibi, “Madem öyle biz bu bo.. niye yedik?” diye soracağız. Bilmiyor musunuz, anlatayım: Ağa, patika yolda atlı arabasıyla gidiyormuş. Yolun ortasında bir koca inek pisliği görmüşler. Ağanın canı eğlenmek istemiş. Sürücüsüne, “Şu b.. yersen araba senin olur” demiş. Irgatlık, yoksulluk. Araba da güzel. Bizimki sıkmış dişini, inmiş arabadan, pisliği yemiş bir güzel. Yola koyulmuşlar yeniden. Ağanın arabanın elinden gitmesi de içine oturmuş, bir oflamış, iki puflamış. Derken yolda bir koca b.. daha görmesin mi? “Ben bu pisliği yersem arabayı bana geri verir misin?” diye sormuş. Sürücüsünün aklının ucundan bile geçmemiş böyle bir ihtimal, koskoca ağa, hiç yer mi? “Tamam, demiş, yersen alırsın geri!” Ağa inmiş ve yemiş mi b...u! Tekrar binmişler arabaya, ikisinin de ağzında bir b.. kokusu, eski tas, eski hamam. Akıllarında biz bu b.. niye yedik sorusu! Acaba yarın sabah bu soruyu mu soracağız, yoksa ağzımız gül şerbeti mi kokacak? Tek adamlık, tek başına iktidar yaramadı bu ülkeye. Onu derim.

Komedi arayışındayız ama olmuyor

Her hafta yeni bir komedi filmi giriyor vizyona, Türk sineması üretimi. Acaba neden? İnsanlar bunalımda da ondan! Cuma gecesi Türkiye’nin en kalabalık yeri, İstiklal Caddesi’nde bile kimse yoktu! Lokantalar boş. Eğlence yerleri boş. Herkes evinde televizyon seyrediyor, gençler de bilgisayarda oyun oynuyor. Bu çekilen komedi filmleri de iş yapıyor mu, o kadar paraya değiyor mu, sanmıyorum, ama hiç olmazsa sektör işliyor. Oyuncularını sevdiğim ve merak ettiğim için Ayça Varlıer ve Fırat Tanış’ın başrolü paylaştığı Mavi Gece’yi izledim. Keşke senaryo biraz daha iyi kotarılsaymış, zaten fantastik bir öykü anlatıyorsunuz, sadece iki kişinin omzuna yüklenmez ki bütün yük. Ayça da paralamış kendini, Fırat da. Ee, boşuna dizi izlemiyor insanlar, hiç olmazsa zahmetsiz. Maksat, kafa dağıtmaksa ekran da o işi yapıyor. Ve ben hâlâ iyi bir komedi filmi bekliyorum, özlüyorum! Çünkü canım çok sıkkın, gülmek, dağıtmak istiyorum!

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder