Kadıköylü heykelini kaldırtmaz!

09 Aralık 2012, Pazar 05:00
AA

Atatürk anıtlarına çelenk koymanın izne tabii tutulmasından sonra ikinci aşama bunların kaldırılmasına mı geldi? Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk, “Plan askıya çıktı, burada değişiklik yapılmış, itiraz için üç gün var. Ben haber vermez, itiraz etmezsem sonra Kadıköylü beni yaşatmaz.” diyor. Nedir mesele? Kadıköy Vapur iskelelerinin arasında kalan dar ama yokluktan meydan denilebilecek bir alanda Atatürk Anıtı var. O anıtın etrafında önemli günlerde toplantılar, merasimler düzenleniyor.

Zaman zaman da kimi etkinlikler için geçici yapılaşmaya izin veriliyor, fuar alanı gibi bir durum ortaya çıkıyor. Bunlar sökülüp takılan barakalar biçiminde, hiç de güzel değil, Kadıköy’ün ortasında panayır görünümü. Kadıköy Belediye Başkanı Öztürk’ün bu açıklamasına Büyükşehir’den üç kez basın açıklaması yapılmış.

Açıklamada, Atatürk Anıtı’nın yerinden kaldırılmayacağı, çeşitli etkinlikler için bodrum katı olmayan geçici yapılaşmalara izin verileceği belirtiliyor, bu bina yapılacak demek değildir deniyor. Peki bu açıklamaya rağmen Kadıköylüler niye endişeli? Başkan Öztürk, “Göztepe Camii'nin yeri konusunda da böyle davranıldı, onun için güvenmiyoruz, basın açıklamasıyla olmaz, bunu plandan çıkarmaları lazım.” diyor. Kadir Topbaş, “Bina da yapılmayacak, anıt da kaldırılmayacak” demiyor belki ama benim tanıdığım Başkan, Kadıköy Meydanı’nda denize bakan Atatürk Anıtı’nı kaldırmaz. Buna gerek de görmez, büyük tepki alacağını bildiği böyle gereksiz bir işe de girmez. Bakalım ne olacak, dikkatli olmakta da fayda var.

[[HAFTAYA]]

Cezaevi mektupları

Bir zamanlar sivil cezaevlerinden, kader mahkumu diye adlandırdığımız adli tutuklu ve mahkumlardan çuvalla mektup gelirdi. Şimdi askeri cezaevlerinden ve tutuklu subaylardan gelen mektuplar çoğunlukta! Akıl almaz gerekçeler ve sahteliği kanıtlanmış dijital verilerle suçlandıkları ve bir türlü suçsuzluklarını ispatlayamadıkları için dört duvar arasında çaresiz, çırpınıyorlar! Acıklı olan, bu davaları izlemiş ve incelemiş biri olarak, bütün o usülsüzlükleri, haksızlıkları bilmemize karşın aynı çaresizliği bizim de hissetmemiz. Balyoz davasında örneğin, bugüne kadar gerçekleştirilmiş bütün darbelerin acısı, intikamı, balyoz gibi inen kararlarla seçmece 300 küsur subayın üzerine indi.

Akıl almaz iddialar

Biri futbol sahasını F16’yla kontrol edecekmiş, biri Amfibi Deniz Piyade Birliği yüklenmesi yapacakmış. Mahkemede konuşturulmadılar, şimdi mektuplar yazıp tek tek neyin niye olmayacağını anlatmaya çalışıyorlar. Kime? Bana, benim aracılığımla size. Ya 28 Şubat davasında tutuklananlar? Alt rütbedekiler tutuklu, dönemin Genelkurmay Başkanı Karadayı’ya soru bile sorulmadı diyorlar. Tıpkı Balyoz’da Aytaç Yalman ve Hilmi Özkök’ü dinlememeleri gibi. Acaba neden? Zaten onlar neye inanacaklarını biliyorlar diye mi? Ya adalet? Hukuk? Şimdiye kadar göremedik. Bundan sonra görebilecek miyiz?

Şimdi reklamlar ama izleyin!


Özellikle dizi aralarında reklamlar ‘çay ve ihtiyaç’ molasıdır! Ama şu ara gözüm ekrana takılıp kalıyor, sonuna kadar bakıyorum! Halk Bankası’nın Murat Boz’lu yeni reklamını klip gibi ama genç şarkıcının dışında neyin reklamını yaptığını anlayamadım, yeni bir kart mı ne? Vodafone reklamı çok sevimli, şimdiki gençlerin yaşadıkları ilişki biçimini de çok güzel yansıtıyor, oğlan hapşırırken kız başkasıyla evleniyor bile! Espriyle ürünün ilişkisi iyi kurulmuş, marka da tam zamanında vurgulanıyor.

Tabii asıl bomba Messi ve Bryant’ın oynadığı THY’nin yenisi. Biri futbolun, biri basketbolun yıldızı. Reha Muhtar gözyaşlarıyla izlemiş, eminim erkeklerin çoğu benzer hislerle sarsıldı. Ya kadınlar? Ben şahsen her ikisini de fazla tanımıyorum! Benim gibi kadınların çoğuna da etkisi fazla değil. Bunlara dökülen parayla erkek milletinin dışındakilere de hitap eden bir reklam yapılamaz mıydı?

Brad Pitt, Angelina Jolie çifti ve çocukları, hedefimiz olmalı! Çocuklar yaramazlık yapar, anne baba hosteslerlebirlikte oyalar, nasıl? Ama önce evlenmeleri lazım değil mi! Haa bu arada, Dacia reklamını da pas geçmemek lazım, ayak masajı yapan pedal gerçek mi?

Şafak, sizlerle buluşmayı bekliyor!

Biraz kendime kıyak yapabilir miyim? Biraz da sizinle paylaşmak istememden! Dün sabah saatlerinde taze taze ulaştırdılar elime, “Ve Güneşi Göremedi Şafak” başlıklı yeni kitabımı. Biraz yeni doğum gibi, hani 9 ay karnında taşıdıktan sonra çıkarıp veriyorlar ya kucağına, neye benziyor diye merakla bakıyorsun! Gerçi bu daha tanıdık. Rastlantı bu ya, kapak fotoğrafını bile iki yaz önce bir gemi seyahatinde uğradığımız Rodos Adası’nda çekmiştim. Gezmek için girdiğimiz kilisenin bahçesinde soluklanırken içeri evlenmek üzere genç bir çift girmişti. Biraz mutlu, biraz mahçup ve yapayalnız.

Kapak fotoğrafının hikayesi


Oğlan papazla konuşmaya içeri girdiğinde, bahçede, yüzünde tatlı bir tebessüm, gözleri yarı açık yarı kapalı, sıradan gelinliğiyle tek başına bekleyen, hayallere dalmış kızdan başka kimse yoktu. Bir de boş motorsiklet! Deklanşöre bastım. İşte o an kapakta duruyor, çünkü daha sonra fotoğrafa bakarken “Bu yeni kitabın kapağı olmalı” dedim. O zamandan beri yazıyorum yani, eh o kadar da hızlı yazılmıyor! Şafak’'ın öyküsü, aslında hepinizin öyküsü. Yazdıklarımın çoğunu sizlerden dinledim ya da tanık oldum. Hayır, Kiralık Adam’ın devamı değil. Hayır, bu bir aşk romanı değil, daha çok ayrılık diyelim, aşkın peşinde, aşkı arayan bir öykü. Alfa Yayınları’ndan çıktı. Tez zamanda raflarda. Bakalım sevecek misiniz?

Sıradaki haber yükleniyor...