Kızmadım, anlamaya çalıştım

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Trabzon’un Of ilçesinden AKP’li Belediye Başkan Vekili Halil Alireisoğlu müftülük görevlisi kadın vaize tepki gösterip mikrofonu kapattırmış, “Bizim kadından alacağımız derse ihtiyacımız yok” demiş. Şimdi hepiniz benim buna çok kızıp ‘kadına nasıl muamele’ filan dememi bekliyorsunuz değil mi? Bence işin daha saçma olan tarafı başka: Müftülükten gönderilen kadın vaiz ne dersi veriyormuş orada? AFAD tarafından düzenlenen eğitim programında ne dersi verecek, acil durum vb...

Toplantı din adamlarının konuşmalarıyla sürüyormuş, kadın vaiz çıkınca tepki gösterilmiş. Her şeyi hacı hoca din ile çözmeye kalkarsanız, adamın biri de çıkar “Kadını dinlemiyorum der. Çünkü maalesef Kuran kursunda da böyle şeyler öğrendi

Nusaybin’e giden geri dönemiyor

Hafta sonunun ikinci şoku, Mardin Nusaybin özelinde ve terörle mücadele sürecinde verilen şehitlerin artık kabul edilemez sayıdaki çokluğudur. Her gün 7-8 şehit haberi geliyor, mayınlı bombalı binaların çökmesi, patlaması sonucu ölüyor asker, polis, güvenlik görevlimiz. Aileler ağlıyor, kalabalık cenaze törenleri düzenleniyor. Sonra?.. Asker ölmeye daha hazırdır ama ya polis? Geçici görevle bölgeye gönderilmek demek özel TİM için artık ölüm emri demek ve buna ne kadar hazırlar? Alınan haberlere göre poliste branş değişikliği dilekçeleri bini bulmuş ve İçişleri Bakanlığı terörle mücadeleye sekte vuracağı gerekçesiyle bunu durdurmuş. Yani bölgeden kaçış yok. Açıklanan “etkisiz hale getirilen” terörist sayısının da abartılı olduğu bir başka iddia. Zaten bölge halkı da buna inanmıyor, çünkü örgütün ölülerini sakladığı ya da hemen gömdüğü bilinen bir uygulama. Bu haberlerin terörle mücadelede başarısızlık gibi algılanmasının hükümeti rahatsız ettiği için yayınlanmasına ayar verileceği de konuşuluyor. Tabii asıl sorgulanması gereken PKK’nın Nusaybin’e beton duvarlar örer, bütün binaları tek tek bombalı tuzaklarla donatırken Mardin Valisi ve bölgedeki güvenlik güçlerinin bunu nasıl seyrettiği

Ne gelen memnun ne alan memnun!

Göçmenlerin dramı sürüyor. Savaş ve ekonomik sıkıntı Suriyeli, Afgan, Pakistanlıları ölüm pahasına, varlarını yoklarını satıp insan tacirlerine kaptırarak yollara döküyor. Sınırı kaçak geçip kapağı Türkiye’ye atan, Ege Denizi’nde boğulma pahasına Yunanistan’a geçebilen göçmenler Kayseri pazarlığı sonucu Türkiye’ye geri gönderiliyor. İçlerinden seçmece, iyi olanlar Avrupa’ya geri gidebilecek, posası da bize kalacak.

Artık kampta mı olur, kendilerine biçilen yerlerde ucuz işçi olarak mı olur bilmedikleri için “Ölürüz de gitmeyiz” diye isyanlardalar! Ya biz? İktidarın büyük bir kurnazlıkla, nüfus dengesini değiştirmek için Maraş’da Alevi köylerinin yanına, Ege’de muhalif kimlikli Dikili, Çeşme gibi yerlere kamp yapma kurnazlığı bizi isyan ettiriyor. Elbette insanlık dramına kimse kayıtsız değil. Ama bir dram diğerlerini doğuruyor! Ve yine akıllara Esad’ın Esed olması, Suriye’nin içini karıştıranların yediği nane geliyor!!!

Bir dargın, bir barışık bir mutlu, bir üzgün

Sokaktaki adama ne kadar yansıdı bilemem. Ama hafta sonunun şoku ve hazmedilemeyen konusu Obama’nın Erdoğan’ı demokrasi ve basın özgürlüğü konusunda açık seçik bir biçimde eleştirmesi, hatta uyarmasıydı! ABD gezisinde yaşanan inişçıkışlar, kalp çarpıntıları, ikiye ayrılmış Türk halkının birbirine “Bak gördün mü?”leriyle geçti. Aslında RTE ve ekibi kendi kendilerini bu kadar sıkıntıya soktu. Sonuç olarak Cumhurbaşkanı, ABD’ye ikili bir görüşme yapmaya gitmiyordu ki Obama ile konuşması bu kadar abartılsın! Ama gitmeden yaratılan hava Obama ile ikili görüşmeyi bir güç gösterisi haline soktu. Gittikten sonra son anda bir randevu verildi de görüşme gerçekleşti. Zirveye katılanlardan bir tek bizimle görüştü diye bir zafer havası estirildi. Ne ki ardından Obama’nın basın toplantısında bir Fransız gazetecinin sorusuna Erdoğan’ı demokrasiyi çiğnemekle suçlayan yanıtı RTE’yi “üzdü”! Bunun tercümesi, ABD seferinin başarıya çevrilecek yanı yoktur ve kime nasıl yutturulacaktır?

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder