Terör ayağa düşmüş

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Kışın en soğuk dönemini yaşadığımız cuma günü 100 kilometrelik yoldan, Silivri’den, nakil aracında getirilen sanıklar, bu duruşmaların en güzel yanını yaşamaktan bile yoksun kaldılar: Arada bir arkaya attıkları kaçamak bakışlarla sevdiklerini görmek... OdaTv Davası’nın son duruşmasından bahsediyorum.

Nihayet içeri girebilmiş, Nedim’in gerçekten ne kadar zayıfladığı gibi ayrıntıları bile görebilmiştim ki, hepsi dışarı çıkarıldılar! Çünkü tutuksuz sanık İklim Ayfer Kaleli savunmasını yapacaktı ve mahkeme heyeti sanığın diğerleri tarafından dışlandığını, bu nedenle sürekli ağladığını görmüştü! Sanığın böyle bir talebi yoktu aslında.

Avukatların itirazları işe yaramadı ve 14 tutuklu sanık salondan çıkarılıp bekleme odasına alındı! İklim Kaleli istemeden de olsa, kendisini vebalı gibi gören diğerlerine bir kazık daha atmıştı! Aslında tıpkı Silivri’dekilerde olduğu gibi, bu davada da her şey gerçeküstü. Birbirleriyle siyasi olarak ayrı düşen, arkadaş ve hatta bazılarıyla tanış bile olmayan bu davanın sanıklarının, var olup olmadığı kuşkulu Ergenekon terör örgütünün medya kolunu oluşturması, ne kadar inandırıcı?
[[HAFTAYA]]

Ve işte tam da bu noktada Başbakan Erdoğan’ın Zaman Gazetesi’nin kuruluş töreninde yaptığı konuşma geliyor akla. Türkiye’nin basın özgürlüğü karnesinin dünya devletleri içinde en sonlarda yer alması üzerine Erdoğan, tutuklu gazetecilerin gazetecilik faaliyetlerinden ötürü değil, terörist eylemlerinden ötürü yargılandığını, polis katili olanların cebinden basın kartı çıktığını anlatıyor.

100 kişiyi bulan tutuklu gazecinin hangisi polis katilidir? Kaçı elinde silahla bir eylem yaptığı için tutuklu yargılanmaktadır? Kaçının hakkında öldürme, yaralama, gasp, tehdit gibi iddialar vardır? Gazetecilere Özgürlük Platformu dönem başkanı Gazeteciler Cemiyeti de yaptığı açıklamada, gazetecilerin yargılanmamasını değil, gazetecilik faaliyetinden ötürü yargılanmamasını talep ettiğini belirtiyor.

Talihsiz telefon konuşması

OdaTv Davası’nda, her davanın konu mankeni Yalçın Küçük’den polis şefi Hanefi Avcı’ya, niye bu davaya dahil edildiği ve savunmasını bile yapamadan nasıl-niye öldüğü belli olmayan MİT üyesi Kaşif Kozinoğlu’na, milliyetçi bilinen gazeteci Müyesser Yıldız’a, farklı sol görüşlerden Ahmet Şık’dan Nedim Şener’e ve dışlandığı için ağlayıp “Ben bu davanın sanığı değil, mağduruyum, kendimi savunacak avukat bile bulamadım” diyen ve savunmasında durup durup o “talihsiz telefon konuşması”na gönderme yapan İklim Kaleli’ye dönersek... Hangisi terörist, hangisi silahlı eylem yaptı? Hatta hangisi silahsız da olsa bir eylem yaptı? Bilgisayarlarında bulunan ve iki üniversitenin verdiği bilirkişi raporlarıyla virüs olduğu kesinleşen bir elektronik posta yüzünden aylardır tutuklu bulunan meslekdaşlarımızın durumu, terörün ayağa düşmesi değilse nedir? Ya mahkeme heyeti bu davadan nasıl bir ceza çıkaracak? Çıkarmazsa nereye sürülecek?

İzlenimler


Çağlayan Adliyesi ise Silivri’deki gecekondu. Ama modern adliye binaları yapmışsın, neyleyim görülen davaların içi boşsa!.. Çağlayan, Silivri’den daha serbest: Cep telefonları yasak değil, izleyiciler biraz ‘Hababam Sınıfı’ öğrencisi, Mahkeme Heyeti Başkanı da babacan başöğretmen gibi... CHP milletvekilleri izlemede, gazeteciler meslektaşlarını yalnız bırakmıyor... Heyhat! Beklenen tahliye kararı bir türlü gelmiyor, gelemiyor.

Dram değil trajedi bunlar

Sıkı dizicilerden değilim, ama yorgunsam seviyorum şöyle bir göz atmayı. Fakat o ne dram, o ne trajedi yüklü olaylar öyle! “Öyle bir geçer ki zaman ki” neyse işte o ki kipini yanlış yere koydukları diziye bakayım dedim, zor kapattım. Ailenin üç çocuğu da zombiye dönmüş! Ağlamaktan gözleri çıkmış! Hepsi aşk mağduru ama öyle iflah olmaz dertler ki kafayı yemişler. Cemile’nin başına gelebilecek başka bela kalmadı herhalde, şimdi iş yerinde dolaplar dönüyor. Herkes kötü, herkes kötünün kötüsü. Yeter! Fatmagül’ün yüzü gülemedi, tamam yüzü gülse dizi bitecek ama en son Kerim’i vurdurdular ya, bir de ölürse pes artık. Kimse kusura bakmasın, bundan sonra sadece Yalan Dünya’ya bakıp güleceğim! Zaten hayatımız dram, bir de ekranda dram istemiyorum artık!

Taksim’i Eminönü gibi yapacaklar!

“Taksim yayalaştırılacak” dediler, ortaya çıkan proje çok tanıdık: Eminönü Meydanı! Hatırlayın: “Burayı da yayalaştıracağız, araçları yerin altına alacağız” diye ortaya çıktılar ve şimdi yaya olarak Eminönü Meydanı’na uzaktan bakıyor, altından geçiyor, kenarından dolaşıyoruz! Eminönü Meydanı meydan olmaktan çıktı, ne deve ne kuş. Köprünün üzerinden Yeni Camii’ye gidebilmek için idrar kokulu yeraltı geçidini kullanmak zorundasınız. İskelelerin önünden karşıya geçmek daha da zor.

Ucuz çarşı-pazarda salına salına alışveriş yapan insan kalabalığını yara yara geçebilirseniz geçersiniz. Tramvaya binmek için de aynı eziyet! Hadi geçit yapmak zorundasınız ama günde bir milyon kişinin dolaştığı yerde, bu kadar küçük bir geçitte bu kadar çok dükkan olması gerekiyor mu? Şimdi benzer bir katliamı, zaten bir avuç olan Taksim Meydanı için düşünüyorlarmış meğer! Projeye göre Taksim’e çıkan bütün caddeler yerin altına iniyor. Ama ortada yerin üstü kalmıyor ki?

Ayrıca o caddeler ve o sokaklar, içinden yeraltı geçidi geçen bütün caddeler gibi, iki ayrı ülkenin toprakları misali karşı karşıya ama birbirine ulaşmaz halde duruyor. Yanındaki kaldırımdan ip gibi bir sıra insan ancak geçer. Zaten geçmesin. Geçecek de nereye gidecek, ortada meydan mı kaldı? Herhalde ortadaki anıtı da “Atatürk ve Kurtuluş Savaşı mı kaldı” diye kaldırır, bir depoya neyin atarlar artık. İşte tüm bunları konuşmak için bu pazar saat 11.00’de Taksim Gezi Parkı’nda düzenlenecek toplantıya katılın. Taksim, bu kentin kalbidir. Sadece İstanbullunun değil, herkesindir. Sadece Beyoğlu ve İstanbul için bile orada olmak gerekir!
 

Sıradaki haber yükleniyor...
holder