Van Gogh görsel şölenle

17 Mart 2012, Cumartesi 05:00
AA

Bir şirketin 100. kuruluş yıldönümünü kutlaması, Türkiye gibi genç bir cumhuriyet için kolay bir şey değil. Abdi İbrahim, ilaç sektörünün çınar ağacı gibi köklü ve ulu şirketlerinden. 100. yıllarını da sanat, bilim ve teknoloji harmanlayan bir sergiyle kutlamak, hepimize bir kutlama armağanı vermek gibi güzel projeyle taçlandırmak istemişler. İstanbul, bir süredir birbirinden ünlü sanatçıların sergilerini ağırlıyor, bunlar çok geniş kitlelere yayılarak plastik sanatları sevdiriyor.

Ama ilk kez Singapur’da sahnelenen ve 10 Şubat’tan beri İstanbul’da Karaköy 3.Nolu Antrepo’da açık olan “Van Gogh Alive” sıradan bir sergiden çok farklı. Zaten İstanbullular da hemen farkına varmış ve çok kısa sürede 50 bine yakın ziyaretçi sergiyi gezmiş. Serginin özelliği, çok yerinde bir tanımlamayla “çerçeve yok, resmin içindesiniz” diye özetleniyor. Dahi ressam Van Gogh’un eserleri 3 binin üzerinde dijital fotoğrafla, bir hikaye çerçevesinde renk, müzik ve ışık gösterisi olarak 40 projektör aracılığıyla yansıtılıyor mekana.
[[HAFTAYA]]

Duvarlar, ekranlar, kolonlar, zemin, tavan, her yerde Van Gogh’un resimleri, ayrıntıları, geneli. Yapacağınız tek şey, bir mekan beğenip oturmak ve resimlerin içine dalıp gitmek! Çıkarken bir fotoğraf çektirmeyi unutmayın. Fotoşop tekniğiyle Van Gogh’un bir resminin içine oturtuyorlar sizi, ya bir odada, ya bir kafenin iskemlesinde; çok güzel bir anı oluyor. Nezih Barut’un şahsında Abdi İbrahim’in 100 yılını kutluyor ve bu güzel armağandan ötürü İstanbullular adına teşekkür ediyorum!

Bir fincan kahvenin ekonomisi var


TGC’nin düzenlediği bir seminer için İzmir’e uçarken hızlı geçiş yapmak için kullandığım CİP yerine iç hatlar terminalini seçtim. Neydik ne olmuşuz! Başta İstanbul olmak üzere, yurt içi ve yurtdışında pek çok havaalanını işleten TAV, büyüyor, gelişiyor, güzelleştiriyor. En son İstanbul Atatürk Havalimanı’nın uluslarararası bölümündeki ‘şeffaflaşma’ operasyonları dikkatimi çekmişti. İç hatlar da neredeyse en şık AVM’nin foodcourt’undan daha çok çeşit sunan bir yeme içme, hoş vakit geçirme alanı haline gelmiş.

Kahvenin ne ilgisi var derseniz, TAV geçtiğimiz günlerde Caffe Nero ile anlaşmaya gitmiş ve sadece havaalanlarında değil, TAV’ın işletmeye başladığı İDO iskelelerinde de onlarca mağaza açarak yolculara kahve içirecek. Yoksa biz Türkler, çay içmekten vazgeçip kahveye mi merak saldık, üstelik de az şekerli bir Türk kahvesi yerine “kafelatte, espresso, kapüçino” düşkünü mü olduk? Hele yeni nesil, evet! O her köşede açılmış kahve zincirlerinde ben sipariş vermeyi bile beceremiyorum, birini seçiyorum, kremalı soğuk kahve geliyor!

Caffe Nero’ların bir yaşam biçimi sunduğu kesin. Oraya ipad’iyle yayılan gençler, akşama kadar oturup makineleriyle aşk yaşarken kahve içiyor. Yolcular ise yapılan ankette havaalanlarında en çok Caffe Nero görmek istediklerini söylemişler. Ben de dost ortamında tanıştığımız Caffe Nero’nun Türkiye Yöneticisi Işık Keçeci’den İstiklal’deki canım Markiz’e el atmasını ve orayı yine şık bir cafe haline getirmesini rica ettim! Ucuz çorbacı olabilecek o kadar yer varken Markiz’e bu yapılanı görmeye tahammül edemiyorum da. Hadi bir hüp çekin kahvenizden!

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.