Marmaris! Maviyle yeşil burada kucaklaşırmış

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Bundan birkaç yaz önce, İstanbul’da sıcaktan ve betondan soluk alamaz hale geldiğimiz günlerden birinde; hızlıca bir plan yapıp, Marmaris’e soluk almaya gitmiştik. Soluk alacak daha temiz bir hava da bulamazdık hani. Malum “Maviyle yeşilin buluşma, koklaşma bölgesi” derler buraya... Ama açıkçası Marmaris’te soluk, biraz pahalıymış. Ergenlik dönemimde ilk ‘yalnız’ yaz tatilimi burada yaptığımı hatırlıyorum. ‘Kafa toplamaya gelen genç yazar’ havaları... Ama o dönem, yani 90’ların ilk yıllarında, fiyatların Türkiye oranına göre bu kadar yüksek olduğunu hatırlamıyorum. Bugünün rakamlarıyla yazmaya çalışacağım. Uçakla hafta içi ucuz saatte, kişi başı 200 lira gibi bir bilet ücretiyle Dalaman’a, oradan GSM operatörü indirimli günlük 120 liraya bir araç, 400 liraya bir depo benzin; iki kişi için beş gün gidiş geziş dönüş dahil 2.000 lira gibi bir yol masrafı çıkarmıştık... Ama trafiğe dikkat ederek tabii: Dalaman- Marmaris arası yollar hayli yokuşlu ve kavşaklı. Dilerseniz Antalya’ya uçup, aşağı yukarı aynı sürede, bizim yolun aksi yönünden Marmaris’e gelebilirsiniz. Önce Marmaris merkezinden geçiyoruz ama malum yol yorgunluğuyla, bugün burada durmuyoruz. Otelimiz Marmaris’in tam bir oteller kasabası haline gelmiş olan İçmeler bölgesinde. Kişi başına düşen butik, market ve otel sayısı olarak, Türkiye’nin rekoru İçmeler’de olmalı... İçmeler Koyu’nda doğa tabii ki, hâlâ harika. Dile kolay; önümüzde Datça, arkamızda Dalyan var. Öyle bir coğrafyadayız.

TARİHİN İLK DEDİKODUSU BURADA YAPILMAMIŞ

Burası Karya Uygarlığı’nın en önemli liman kentlerinden Physkos/Fiskos. Ben ilk önce “Tarihin ilk dedikodusu burada mı yapıldı acaba?” diye düşünsem de işin aslı öyle değilmiş… Fiskos, Karya dilinde ‘doğa kenti’ demekmiş. Bu daha mantıklı. Zira burada doğa hâlâ sağlam… İlk güne ‘tatlı yiyelim tatlı gezinelim’ felsefesiyle; bal cenneti Osmaniye’den başlıyoruz.

İçmeler’den yarımadanın ucuna, Turunç yönüne doğru yol alıp yarım saat içinde Osmaniye Köyü’ne ulaşıyoruz. Otelde kahvaltı yapmadık zira bu yörede gözlemeyle, menemenle, balla kaymakla kahvaltının hasını yapmayı planlamıştık. Böyle doğa harikası yerlere gelmişim; caaanım midemi, hazır salamlı soğuk yumurtalı üç yıldızlı otel kahvaltısıyla tokatlayacak değilim.

İşte ‘Yakup’un Yeri’ tabelası, işte araçtan koşarcasına inen biz ve 20 dakika içinde önümüze gelen otlu peynirli gözlemeler, sahanda yumurtalar ve yöreye özel patlıcan, biber, patates kızartması üzerine yoğurtla servis edilen yoğurtlama… Bir de elbette Marmaris çam balı ile tereyağı ve kaymak… “Her masada bulunan, içinden duman tüten o tabla ne?” diye merak ederseniz; onlar da arı hücumuna uğramayın diye yakılan kuru kahve. Çıkarken ödediğimiz fiyat gerçekten çok iyiydi. Bırakınız oteli. Kahvaltınızı yol üzerindeki bu aile işletmelerinde yapın.

ÇAM BALI BAŞKENTİ

Bal işinin peteğine inmek için Osmaniye’nin hemen kıyısında bulunan, 2012’den beri hizmet veren ünlü ‘Bal Evi’ne geliyoruz. Marmaris Ticaret Odası pek çok yere katkı sağladığı gibi buranın da temelini atmış. Zira Marmaris dünyanın, çam balı başkenti.

Biliyor musunuz ki dünya çam balı üretiminin yüzde 90’ını Türkiye ve o miktarın da yüzde 80’ini Marmaris karşılar. Artık biliyorsunuz. Bal Evi’nde bu ve benzeri pek çok bilgiyle birlikte, uygulamalı arıcılık alanlarını görebilir, balın tarihini inceleyebilirsiniz. Elbette arı sütü, polen falan almadan da çıkmazsınız artık. Her derde deva.

DEV ÇINARIN ALTINDA BİR TÜRK KAHVESİ

Osmaniye civarındayken es geçmemeniz gereken bir köy: Bayır... Burası önceleri pek popüler olmasa da, şu an adını hatırlayamadığım bir dizi çekilince, turist akınına uğramaya başlamış. Malumunuz “Aaa o dizide Emrah’ın vurulduğu çeşme önü burasıymış” misali, selfie’ler çekilir çekilir durur işte...

Ama bizi asıl ilgilendiren, Bayır’daki dev çınarın altında bir Türk kahvesi içmek, serinlemek ve hemen orada tabelasını gördüğümüz tarihi yağhaneyi gezmek. Birkaç kuşaktır halis sıkma yağ imal edilen bu eski yağhanede çok nostaljik bir sanayi tarihine şahit olacaksınız. Buralara eskiden ‘Mengene’ denirmiş. Kaçırmayın.

SELİMİYE DE BİR TÜR ALAÇATI

Bayır Köyü’nden çıktık, Selimiye’ye 20 kilometre mesafedeyiz. Tabirime panik yapanlar olabilir ama Bozburun Yarımadası’nın Alaçatı’sı Selimiye’dir bence. Şu an “Aman buralar da bozulmasın, bir mantı 100 lira olmasın” diye dua edenleri duyar gibiyim. Selimiye gerçekten de çok karakteristik bir Ege köyü.

Bölgenin en özel yat limanlarından birinin burada olması, bu eski balıkçı köyünün ekonomisini olumlu yönde etkilemiş tabii. Buraya gelesiye kadar gördüğümüz tahta masalı köy kahvelerinden, sedirli gözlemecilerden sonra, birdenbire karşımıza çıkan butikler, espresso kafeleri, Ege tavernaları ve caz barlar; Selimiye’de bir şeylerin farklı olduğunu anlatıyor zaten.

Selimiye’den tekneyle 25-30 dakika mesafede olan Kameriye Adası ise bölgenin ‘fantastik’ rotalarından biri. Eski bir Rum-Ortodoks yerleşkesi olan adanın tepesine kısa ve kolay bir yürüyüşle çıkabilirsiniz. Dilek ağaçlarını geçtikten sonra küçük bir şapele geleceksiniz. Bir manastırın yıkılmış duvarları da çevrenizde yer alıyor olacak. Ama buradan aşağıya bakıp göreceğiniz manzara sizi büyüleyecek…

Turkuaz denizi yararak geçen tekneler ve yatlar… Dilek ağaçlarının dallarının çaput ağırlığından yerlerde sürünüyor olması da milletçe ne kadar çok dileğimiz olduğunun kanıtı olmalı… Akşam çökerken yemeğinizi yanaştığınız limandaki restoranlardan birinde yersiniz. Deniz börülcesi, hamsi turşusu, ahtapot salata ve atom... Selimiye listenizin üst sıralarında yer almalı.

MASMAVİ BİR ROTA

Mini Mavi Yolculuk’lar Marmaris’in vazgeçilmezi olmuş... Kimi ana karada bulunan kimi de bu turların rotası üzerinde olan, denizin ve güneşin tadını çıkarabileceğiniz birçok plaj bulunuyor bu ilçede: İçmeler Plajı, Turunç Halk Plajı, Cennet Adası Plajı, Sedir Adası Plajı, Uzunyalı Plajı, Çiftlik Koyu Plajı, Boncuk Koyu Plajı; keşfedin keşfedebildiğiniz kadar!

Bu arada, tekneyle Turunç Koyu’na giderseniz hem harika bir deniz hem müthiş manzarayla karşılaşacaksınız. Hem de koya bakan restoranda bir güveçte mantar, bir soğuk içecek... Bu avantajları da vardır Turunç’un, bilginiz olsun. Buradan yaklaşık sekiz kilometrelik bir yürüyüş parkuruyla Amos Antik Kenti’ne ulaşabilirsiniz... Amos; Antik Karya döneminin Dionysos’a tapınan halkıyla gelişmiş, üç önemli tiyatronun bulunduğu bir kent.

Tarihi 2200 yıl öncesine dayanan kentin ayakta kalan tiyatrosu denize bakmakta, siz de hayranlıkla ona bakmaktasınız şimdi... Amos’un seyir terasından, bir tarafta Turunç ve Marmaris’i diğer tarafta Kumlubük’e kadar olan nefis manzarayı izleyebilirsiniz.

BİR SİZ, BİR DENİZ VE YILDIZLARIN ALTINDA MARMARİS

Kalesiyle, müzesiyle, kapalı çarşısıyla ve temiz bir yapı olarak karşımıza çıkan bol restoranlı, kafeli marinasıyla, Marmaris merkezi keyifli yaz günümüz için bizi bekliyor... Kapucuk Marmaris Kültür ve Gastronomi Evi hem içindeki şehir müzesiyle hem de parmak yedirten yöresel yemekleriyle, orada hazır ve nazır duruyor.

İlçenin gece hayatı ise ‘yerli turist-yabancı turist ortaya karışık’ şekilde, ülkemizin en ilginç mekanlarını barındırıyor... Marmaris gerçekten farklı... Merkezin Kemeraltı Mahallesi’ndeyiz şimdi. Kale’ye buradan tırmanacağız. Ama önce biraz alışveriş. Marmaris maviyle yeşilin buluştuğu yer olduğu gibi; kapalı çarşısı da her türlü giyim markasının ve parfümerinin bulunduğu yer.

Kaleyi görecekseniz, buraya dönüşte de uğrayabilirsiniz çünkü kale ve müzeler saat 17:00’de kapanıyor. Ne diyorduk; alan memnun satan memnun. Ticaretin en renkli ilçelerinden birindeyiz tadını çıkaralım... Sandaletçi Fevzi Usta’nın deri işleme dükkanı buraların en popüler mekanı. Marmarislilerin “Fevzus” dediği Fevzi Usta, şarkıları ve şiirleri ile sosyal medyada da epey tanınıyor.

El emeği sandaletleri hem rahat hem de sağlıklı... Bu yazının şiiri de ondan gelsin o zaman; satırlarımı okuyorsa buradan da selam gelsin... “Sarmış bütün bedeninizi biraz da iffetsiz. Olur mu bundan güzel sevgili; bir siz, bir deniz ve yıldızların altında Marmaris... Yakamozlar dans etmekte, hafiften esen rüzgar, serpintinin tuzu mezeniz; bir siz, bir deniz ve yıldızların altında Marmaris... Anlatılmaz tarifsiz, yaşayıp görmelisiniz, eşizbenzersiz; bir siz, bir deniz ve yıldızların altında Marmaris.”

EFSANEVİ KIZKUMU

Bir de Kızkumu görülmeli... Gerçekten özel bir anı kalır size... Orhaniye tabelalarını izleyerek gidebileceğiniz bu ilginç oluşum, çoğunuzun bildiği gibi deniz üzerinde 600-700 metre kadar yürüyecek kumdan bir yol... Efsaneler yazılmış hakkında... Benzer bir ‘efsaneli oluşum’ da Sedir Adası’nın beyaz kumdan plajı. Kleopatra’ya aşık olan Kral Marcus Antonius, evlenme teklifini kabul eden kadın için, Mısır’dan 60 gemi dolusu kum getirtir, döker ayaklarına... Turların en özel noktalarındandır.

MİLYON YILLIK SARKITLARIN VE DİKİTLERİN ARASINDA

Teknemiz Marmaris’e dönerken, merkeze yakın çok farklı bir noktada duruyoruz. Marmaris’ten kara yoluyla da gidilebilecek Cennet Adası’na kıyıdan çıkarma yapıyoruz… Tabelaları takip edip 20 dakika kadar tırmanıyor ve şahit olduğumuz en ilginç yer yüzü oluşumlarından birinin içinde buluyoruz kendimizi.

Cennet Adası Mağarası ya da Nimara! Milyon yıllık sarkıt ve dikitlerin bulunduğu, Marmaris’e ilk yerleşimin ayak izlerini taşıyan Nimara Mağarası gerçekten iyi korunmuş; Müzeler Müdürlüğü, Belediye ve Muğla Üniversitesi ortak bir şekilde bu muazzam oluşumu ortaya çıkarmış.

Reklamı iyi yapılmış mı? Ondan emin değilim. Ben 25 yıl seyahat eden adam, gelmeden önce burayı duymamıştım mesela. Futbol sahasına yakın büyüklükte açık bir zemin, kristalleşmiş kaya oluşumları, yeşil yosunlar arasından ince ince sızan suların tınısıyla; Uzay Yolu’nda inilen Volkan Gezegeni’ndeyiz sanki…

Alien (Yaratık) çizimlerinin ustası H.R.Giger’ın formlarına benzetiyorum kayaları. Bu mağaranın etkisinden kolay kolay kurtulamıyorum…Vallahi,iyi reklamla Marmaris daha da uçabilirmiş bence.

SOLUK ALMAK HAYLİ PAHALI

Peki neden yazının başında “Buralarda soluk almak hiç de ucuz değilmiş” gibi bir tabir kullandım? Okurken güzel güzel gezin istedim, güneşinize bulut yapmak istemedim; cevabımı şimdi vereyim... Efendim, deniz kenarındaki kafelerde odönem tabağı İstanbul’da 10 lirayı geçmeyen makarna, spagetti bolonez falan, buralarda 30-35 lira civarındaydı. İki katı belki normal ama üç buçuk katı...

Turizm noktalarımızda güncel bir sorun bu: “Dört aylık sezonda ne vursak kardır” mantığından kurtulmadığımız sürece, maviyle yeşil orada bir başlarına kucaklaşırlar, benden söylemesi... Haftaya seyahat notlarımda “Vefa sadece bir semt adı değildir” isimli, sürpriz bir yazı bulacaksınız. Acaba neresi? Buluşmak üzere.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder