YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Bu hafta çok ilginç ama bir o kadar da önemli, üzerinde düşünülmesi gereken bir kavramdan söz edeceğim. Giorgio Agamben’in, Amerika’nın Irak’ı işgali sonunda dünyaya tanıttığı çok önemli bir kavram bu: İstisna hali. 

İstisna hali, aslında bir kriz durumunda siyasi erkin, hukuku askıya alması ya da teamüllerin dışında bir önlem alması halidir. Agamben’in açıklaması ile “İstisna hali, hukuki olan ile siyasal olan arasındaki kesişme noktasında konumlanır. “

Biraz açarsak, bir kriz durumunda, siyasi erk, bir “istisna” olarak hukukun ve anayasanın dışına çıkıp önlem alabilir; bu aslında krizin getirdiği özel koşulluların sonucu kabul edilir. Doğal olarak kriz durumunda böyle bir kararın alınmasının yadırganacak bir yanı yoktur. 

Ancak, siyasi erkin isteği doğrultusunda, kriz sona erdiğinde de bu “istisna hali” devam edebilir ve kalıcı olmasının yolu açılır. Agamben’in deyimiyle “İstisna hali yasal biçimi olmayan bir şeyin yasal biçimi halini alır.”

İstisna hali kavramını, uluslararası hukuka hatta siyasete kadar genişletebiliriz. 


İstisna halini hepimiz kabul ettik

Şu an içinde yaşadığımız Covid-19 pandemisi, Agamben’in ortaya attığı gibi, bir iç savaş misali hukukun tamamen ortadan kalktığı bir durum olmasa da, Batı egemen siyasetinin bazı uygulamalarının bir “istisna hali” içinde yerleşebileceği ve önümüzdeki yılları şekillendireceğini düşündürdü bana.

Pandeminin seyrine bakarsak, virüs önce yaşamı doğrudan etkiledi, birkaç ay önce insan kalabalıklarıyla dolu sokaklar, yollar artık ıssızlaştı, dükkânlar, lokantalar, eğlence yerleri kapandı ama en radikal olanı, dini ibadet yerleri ve ziyaret yerleri de insandan arındırıldı. 

Dünya çapında, gündelik yaşamı direkt etkileyen bu tedbirlerin alınması ise, bu “istisna” hali nedeniyle garipsenmedi ve çoğunlukla hepimiz tarafından kabul edildi. 

Aynı şekilde, Türkiye’nin de içinde bulunduğu birçok ülkede mahkûmların durumu görüşüldü ve birçok suç istisnai bir af kapsamı içine girdi. 

Ancak en büyük “istisnalar”, ekonomik ve siyasi alanda görüldü. Ülkeler, emsali görülmemiş bir şekilde destek paketleri açıklarken ABD tarafından karşılıksız para basma gündeme geldi. 


Dünyada neler oluyor?

Özellikle karşılıksız para basılma süreci, bu pandemi ile birlikle “normalleşirken”, bu “yeni dolarların” sisteme girmesinin savaşlara ve radikal olaylara yol açabileceği hiç tartışılmadı. Aynı şekilde, pandeminin sona ermesi durumunda da devam edecek olası bir global ekonomik krizin sonucunda karşılıksız dolar basılmasının sürekli bir duruma gelmesinin de uzun vadede yaratacağı istikrarsızlık ve yıkımların senaryosu bugünden tartışılmadı. 

Ekonomik alanda görülen bir ilginç istisna hali de, Fransa örneğinde olduğu gibi, hükümetin serbest ticaret üzerinde tamamen söz sahibi olması olarak ortaya çıktı. Bu da pandemi halinin sonrasında bu yaptırımların olası bir ekonomik tedbir olarak sürekli hale dönüşebilme olasılığını beraberinde getirdi. 

Siyasi alanda yaşanan bir sıra dışı gelişme İtalya’da oldu. Rus askeri İtalya’nın kuzeyindeki Bergamo şehrine konuşlandı. Bergamo’daki askeri birlik, mobil analiz ve tanı kompleksi, mobil dezenfeksiyon araçları ve ağır hastalar için özel ekipmanlarla konuşlanmış olsa da, sessizce süren İtalyan-Rus işbirliğinin bir askeri “yardımlaşma” birlikle gün ışığına çıkmasını sağladı. 

Bir önemli siyasi gelişme de Avrupa ülkelerinin AB'den olan memnuniyetsizliklerini belirtmeleri oldu. Bu da keskinleşen sınırlarla birlikte böyle bir birliğin geleceğinin en ciddi sorgulanması oldu. 


Hem kişisel hem global anlamda büyük değişimler kapıda

Bu olayları alt alta koyduğumuzda, özellikle siyaset ve ekonomide çok net bir durum ortaya çıktı: Batı kendi koyduğu kuralları bu kriz durumu süresince olağanüstü koşullar nedeniyle değiştirme yoluna gitti ve farklı bir siyaseti uygulamaya koydu.  

Tam da burada hayal gücümüzü zorlayarak, bundan sonrasının neler getirebileceğini düşünmemiz gerek. Türkiye, artık tepki veren bir ülke olmaktan çıktı ve strateji üreten bir ülke haline geldi, özellikle de bu yeni duruma uyumlanma çok büyük önem taşıyor. 

Görüyoruz ki geleceğimiz gerçekten büyük değişikliklere gebe ve bu değişiklikler kişisel ve global bazda önümüze çıkacak. 

Kişisel bazda, kişilerin sağlık ve diğer verilerinin artık çok daha paylaşılabilir olması durumu ortaya çıktı. Batı’da bugüne kadar gizliden yapılan bir tür “fişleme” artık daha görünür olmaya başladı ve zaman içinde normalleşme yoluna girdi; bunun sonucunda mahremiyet unsurunun tamamen ortadan kalkması düşünülebilir. 


Evden çalışma ve uzaktan eğitimin geleceği

Aynı şekilde toplumda dijitalleşme ve yeni bir dijital yaşam tartışmaları başladı. Bana göre, karşılıksız paranın basıldığı bu dönemde dijital paraya geçmek için henüz erken olsa da bu tür tartışmaların süregelmesi insanları daha da sanal bir dünyaya uyumlandırma yolunda bir adım oldu; bu durum da bazı radikal değişikliklerin daha kolay kabul edilebilir olmasını getirebilir. 

Öte yandan “home office” kavramının istisnai bir şekilde yerleşmesi ile insanın çalışma ortamından uzaklaştırılması ve çalışma arkadaşları ile gerçek ilişkisinin kesilmesinin önü açıldı. Bu pandemi günlerinde bir istisna olarak yerleşen “evden çalışma” kavramının daha da kalıcı olması, ileride insansız iş hayatı alıştırmaları için önemli ölçüde yol açabilir. Aynı şekilde uzaktan eğitim de daha çocuk yaşta sosyalleşmeyi engelleyecek biçimde normalleşebilir ve çok daha “bencil” bireylerin yetişmesine neden olabilir. 

Pandeminin getirdiği bir sonuç da, virüse karşı çaresiz olan sınırların, daha da sertleşmesi ve insanların hareketlerinin kısıtlanması oldu. Globalleşen dünya içinde sınırların bu kadar sertleşmesinin yüzdesel olarak yükselen genç nüfus ve ekonomik kriz bağlamlarında ulus devletler lehine kalıcı değişikliklere yol açabilir ve sınır çatışmalarını olası bir karışıklık için alevlendirebilir. 


Yeni bir dünya şekilleniyor

Bütün bu öngörüler çerçevesinde baktığımızda, gerçekten de “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” söyleminin farklı bir açıdan olsa da doğru olduğunu, önümüzdeki birkaç ay içinde geçmesi beklenen pandeminin kalıcı değişikliklere ve çok daha ciddi toplumsal olaylara yol açabileceğini görüyoruz. 

Salgından çıkartacağımız en büyük dersin aslında doğadan, doğamızdan uzaklaşmamızın nelere mal olduğu ve modern hayatın geçmişle yoğurularak insan onuruna layık bir yaşamın seçilmesi olması gerekirken, hegemonik stratejilere dikkat edilmesi gerekliliği de bir zorunluluk olarak karşımıza çıkıyor.

Yeni bir dünya şekillenirken her zaman olduğu gibi, bizim ne kadar hazır olduğumuz en önemli soru işareti. Yukarıda da belirttiğim gibi artık strateji üreten bir Türkiye’nin bu durmalarda hızlı uyumlanması daha güvenli bir geleceğin yolunu açacak.

Yazarlarımızdan

23 Mayıs 2020, Cumartesi 07:01
23 Mayıs 2020, Cumartesi 07:00
23 Mayıs 2020, Cumartesi 07:01
Sıradaki haber yükleniyor...
holder