Gururlanın...

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

17 yaşında. Bu bir yılda 5 şeref derecesi almış. Ve bu başarısıyla 75 yıl sonra üniversitenin en genç mezunu olmuş. Okulun mezuniyet töreninde rektör, onu tüm mezunlara tanıştırarak alkışlatıyor.

Günaçar, Amerika’da tıp fakülteleri 22 yaş üstü öğrencileri aldığı için, gelecek 5 yılda yüksek lisansını yapıp, araştırmalarına devam edecek. Örnek aldığı kişi ise Nobelli Türk Aziz Sancar’mış.

Bu parlak Türk genci, tabii ki bundan sonra Amerika’ya hizmet edecek. Kaybımıza bakın. İsmail Günaçar’a ‘sıradışı Türk çocuğu’ demiştim. İşte size sıradışı bir Türk çocuğu daha.

Biri Amerika şartlarında, biri de terör baskısı altındaki bir köyde parlayan bir yıldız. Adı yıllarca terör olayları ile anılan Hakkari’nin Şemdinli ilçesinin Altunsu köyünde inşaat işçisi bir babanın kızı olan Elif Gül.

1 milyon 175 bin ortaokul öğrencisinin katıldığı TEOG sınavında 120 sorunun hepsini doğru cevaplayarak birinci oldu. PKK tarafından iki defa yakılan Atatürk Ortaokulu’nda okuyan Elif’in hayali ise, iyi bir lisede eğitimini sürdürüp, ileride doktor olmak.

İnşallah Elif’im inşallah. İşte size iki Türk çocuğu. Bu acı, gözyaşı dolu günlerde, gururlanın diye yazdım.

***

13 yıl önce Türkiye’den, Amerika’ya göç etmiş bir ailenin sıra dışı çocuğu İsmail Günaçar. 13 yaşında lisede okurken, Cincinnati Üniversitesi’nde özel bir programla biokimya kurslarına başlamış. Liseyi bitirip, üniversiteye girişi ve mezun oluşu da sadece 1 yıl sürmüş.

Yeter artık. O yetimlerin hatırına

‘Akademisyenler’in bildirisinin büyük bölümüne rahatsız edici bir dil kullandıkları için katılmasam da, bildiri sahipleri bir yandan tepki toplarken, diğer yandan da 2250 destek daha geldi. Hem de, soruşturma ve göz altılara rağmen.

Mutlaka çok sayıda akademisyenin işlerini kaybedecek olmalarına rağmen. Ve sonunda ülke, ‘barış isteyenler’ ve onlara ‘vatan haini’ diyenler olarak ikiye bölündü.

Devlet öz yönetim ilan edilen ve bine yakın hendek kazılan 19 ilçede tabii ki mücadeleyi sürdürüyor. Bu arada da her gün şehit haberleri geliyor. Genelkurmay da her gün açıklama yapıyor. Şu kadar terörist öldürüldü diye. Peki bu “etkisiz hale getirme”lerle bu savaş biter mi? Terörü bitirmek için iktidarın başka bir politikası yok mu?

Cumhurbaşkanı’na bakılırsa yok. Buzdolabındaki çözüm süreci, çözülüp akıp gitmiş. Ayrıca ‘terör örgütü ve uzantısı parti ile bundan sonra, hiçbir görüşme olmayacak’mış. Metehan Demir araştırmış.

Eylemlerin başladığı Haziran 2015’den bugüne, 236 şehit vermişiz. Yaralı sayısı ise 1065. Peki nereye kadar. “Sonuna kadar” demekle olacak iş değil bu. Öldürdüğünün yerine yenisi geliyor.

Kandil’in umurunda mı bu? Pakistan, Suriye halkı bizlere bir şeyler söylüyor: “Çare bulun. Yoksa, bizim akıbetimize uğrarsınız.” İlgili, yetkili her kimse duyun bu sesi.

Yetim kalan o küçük, küçücük yavrular hatırına. Verilen evler, şehit ailesinin geleceği için önemli ama, o yetimler bayrağa sarılı tabutun peşinden “Gitme baba” diye feryat ederek daha ne kadar koşacak? Onlar da yoruldu, biz de.

Türkiye’nin kaybı

Dürüst, hayırsever, alçak gönüllü, centilmen kısaca pırıl pırıl genç bir işadamı. Koç Ailesi’nin üçüncü kuşağının yüz akı. Onbinlerce kişiye ekmek veren Koç Grubu’nun ve Türk ekonomisinin medar-ı iftiharı.

Babası Rahmi Koç’u tanıyanların, köşelerine çekilmesinden sonra, dünyanın tanıdığı bir numaralı Türk işadamı. Her zaman toplumsal sorunlara çözüm arayan, işinde Türkiye için didinen, spora ve sanata katkısı ile alkışlanan, bu arada tabii kendi hayatını da yaşayan, mutlu bir aile babası.

En önemlisi vicdan sahibi bir insan. İşte bu insan, Mustafa Koç, çok genç bir yaşta yaşama veda etti. Demek ki, Allah’ın onun hanesine yazdığı nefes sayısı bu kadarmış.

Tanıdığım, tanımadığım tüm Koç Ailesi’ne baş sağlığı ve sabırlar diliyorum. Allah rahmet eylesin.

Ben de buradayım

Hrant Dink’i anma toplantısı kendini gösterme yarışına dönüştü. Aşağıdakiler o soğukta ellerinde pankartlarla hoparlörden duyduklarını tekrarladılar, yukarıdaki küçük pencere ise, adeta vesikalık otomatı gibiydi.

Yolunu bulan çıktı el salladı. “Ben de buradayım haa” dedi. Aslında aşağıda asfaltta duranların hakkıydı o.

Çünkü Hrant’ın gerçek dostları onlardı. Karşılıksız sevenleri onlardı. Pencereden ‘ce’ deyip sonra da sıvışanlar değil.

Hadi hadi iyisin

Bir CHP Kurultayı daha geçti. Birlik, beraberlik diyerek. İki genel başkan adayına önceden, üçüncüsüne ise son anda pes ettiren Kılıçdaroğlu, diktatörlüğün bir başka versiyonunu, kendisi uygulayarak, 6 yılda 7 seçim kaybetmesine rağmen, istediğini yaptı ve aslanlar gibi yine kazandı.

Salona sanki herkes vazifeye gelmişti. Heyecan yok, neşe yok, ruhsuz bir havada iki gün yaşandı. Bu parti nasıl iktidar olur karamsarlığı biraz daha ağdalandı.

Ağır topların elimine olması, bu arada listesinin delik deşik olması, bence Kılıçdaroğlu’na tabanın son ihtarıydı. “Ayağını denk al. Bu son” dediler. Ama o, her şeye rağmen rahattı.

Salı toplantısında gibiydi. Erdoğan’la başladı, yine onla bitirdi. Yeni bir şey söylemedi. Ve herkesi endişelendirdi. Dedim ya o fazlasıyla rahattı. Çevresi ile birlikte, gelecek seçim için de kendisini korumaya almıştı.

Kurultay ertesi yine alkışlarla genel merkezdeki koltuğuna oturacaktı. Eh artık taban da başının çaresine baksın. Ne diyeyim.

Paşam haklısın ama...

Emekli Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, “Düz yazının anlamını yitirdiği güzel ülkemizin insanlarına bir çağrı” diyerek, bir şiir denemesi yapmış ve bu defa da şiirle seslenmiş.

Türkiye’nin bugünkü durumunu anlatan ve “Kendine gel, silkelen” diyen Başbuğ, “Duyarsız kalırsan, gömüleceğin toprak parçasını bile bulamazsın” diyor.

Haklısın paşam. Haklısın da bu sözlerinden ders alacaklar nerde.

VATAN VE HÜRRİYET

Toprak suyum, hürriyet nefesim. Uğrunda kanımızı ve canımızı verdiğimiz, bu vatan, bu hürriyet bizim, hepimizin. O zaman, neden bu sen ve ben? neden bu kin ve hiddet? neden bu terör ve şiddet?

Kardeşim benim, kendine gel ve silkelen, farkında ol, oynanan oyunun, ve yüreğinde hisset, şehitlerin acısını, masum insanların yaşadıklarını.

Unutma; duyarsız kalırsan, bugün her şeye, gün gelir bulamazsın, alacağın bir son nefesi, gömüleceğin bir toprak parçasını bile.

İmam kurtuldu

Üsküdar Aziz Mahmud Hüdayi Camisi’nin imamı Mustafa Efe, kedi sevgisi ve soğuk havalarda kedileri camiye almasıyla, bir anda sanal alemde fenomen oldu.

Dikkat ediyorum hakkında hala soruşturma açılmadı. Çünkü çamurlu patileriyle girmişlerdi camiye. Bira içecek halleri yok ama sokaktan getirdikleri ekmekleri halıların üzerinde yemişlerdi.

Başka neden mi lazım. Hadi Mustafa Hoca yırttın bu seferlik.

Lafı gediğine koymak

Petek Dinçöz Kodaloğlu, apartma bir tweet paylaşmış. “Anne oluğunu ne zaman anlarsın” diye. Ben de ondan aparttım.

Uyuyabilmek seni mutlu ettiğinde

Duş alabilmek senin için bir lüks haline geldiğinde

Alışveriş yaparken önceliğin değiştiğinde

Kendinden daha çok düşündüğün biri olduğunda

Korkuların artmaya başladığında

Anneni daha sık hatırladığında

7’de uyanmak isterken, uyuduğun saatin 7 olduğunu fark ettiğinde

Takipçisi çok tabii. Biri hemen sormuş. “Sizin çocuğunuzu dadılar büyütmüyor muydu Petek Hanım?” Eee, takipçi de olsa, neticede el. Ağzını nasıl büzeceksin?

CIZZZ

Fatih Ormanları'nın bağrı kanıyor

Sakın Fatih’e söylemeyin. Kızınca ne yapacağı belli olmaz. 

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder