Verda ÖzerKültürel mirasımız kaybolmadan
HABERİ PAYLAŞ

Kültürel mirasımız kaybolmadan

“Bilelim ki millî benliğini bilmeyen milletler, başka milletlere yem olurlar” demiş Mustafa Kemal Atatürk. Çünkü benlik denilen bağ yok olduğunda, bir millet de ortadan kalkıyor. Millet olabilmek için her şeyden önce zengin bir hatıra mirası, sahip olunan o mirasın korunması için ortak irade ve birlikte yaşamak için gelecek programının aynı olması gerekiyor. Yani ilk şart; ortak bir geçmiş, kader birliği ve ortak bir gelecek hedefi. Bir başka deyişle; insanların düşünce, ruh ve kültür açısından birbirine bağlı olması...

Haberin Devamı

ÖZ BENLİĞİMİZ

İşte bu yüzden “kültürel mirasımız” bizi biz yapan şeylerin en başında geliyor. Bundan kastım sadece müzelerde sergilenen veya Efes gibi doğal sit alanlarında gezdiğimiz tarihi eserler, yani somut/fiziksel kültürel miras değil. Asıl olarak, soyut olan mirasımız. Binlerce yıldır nesilden nesile aktarılan, atalarımızdan devraldığımız kadim bilgiler, gelenekler-görenekler, örfler-adetler, motifler, ananeler… Benliğimizi oluşturan asıl unsurlar. Bana bunları düşündüren, geçtiğimiz hafta Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde Kuveyt Türk’ün desteğiyle açılan “Osmanlı’dan Günümüze Koku Şişeleri” sergisi oldu. Kuratörü Beste Gürsu sayesinde insanlığın en eski geleneklerinden biri olan koku kültürü ve 18. yüzyıldan 20. yüzyılın ortalarına uzanan koku şişesi koleksiyonunu gezerken, bize kendimizi tam da bu ruhun hatırlattığını fark ettim.

MİLLETİN RUHU

O halde kültürel miras dediğimiz tam olarak nedir? “Kültürel mirasımız bizim ruhumuz. Bu ülkenin, toplumun, şehirlerin ruhu… El sanatları, işlenmiş olan motifler, hepsi aslında kültürümüzün birer hikayesi. Kilimlerdeki desenler, kıyafetlerdeki aksesuarlar, kullanılan renkler, yemekler, mimari... Hepsi aslında şehirlerin ve şehirlerde yaşamış kadim atalarımızın günümüze ulaşan hikayeleri ve hepsi bize bir şey anlatıyor. Bize toplumun geçmişten gelen ruhunu yansıtıyor. O yüzden bir yerin, bir toplumun ruhunu korumak da kültürel mirasını ve hikayelerini korumaktan geçiyor” diyor TUSDER (Turizmde Sürdürülebilirlik Derneği) Başkanı Melek Çubuk.

Haberin Devamı

YEREL HALKLA TURİZM

TUSDER; turizm sektörünün sürdürülebilir olabilmesi için “yerel kalkınma” üzerine kurulması gerektiğini savunarak geçtiğimiz yıl kurulmuş. Turizmin; yerel halkın içine katılarak, onların emeklerinin karşılığını almalarını sağlayarak yapılması ve güçlendirilmesi gerektiğini savunagelmiş. Zira her şeyden önce; yerelde halk dahil edilmezse, orada turizmin gelişmesi ve kalıcı olması zaten mümkün değil. İkincisi; yöre halkının bildiği ve nesilden nesile sürmesini sağladığı kültürel mirasın devam edebilmesi için, o halkın bu bilgileri akıttığı ürünlerin hak ettiği yeri bulması gerekiyor. Zaten tam da bu yüzden TUSDER geçtiğimiz yıl deprem bölgesinde kültürel mirasımız kaybolma riskiyle karşı karşıya olduğu için “Miras: Hayat Veren Kadınlar” projesini hayata geçirmiş. Antakya’nın kültürel mirası olan el sanatlarını, kadınlara yeniden teslim etmiş. Onlara verdikleri mesleki eğitimlerden sonra (zanaat, finans, işletme vs. alanlarında) yarattıkları özel tasarım serisini, “lüks” markaların mağazalarında satışa sunmuş. Üretici kadınlara verilen kurslar da Boğaziçi Üniversitesi Yaşamboyu Eğitim Merkezi (BÜYEM) işbirliğinde gerçekleştirilmiş. Yerel motifler gibi kadim bilgilerin aktarımı için ise eğitmen, akademisyen ve girişimcilerden oluşan kadrolar onlar sayesinde çalışmaya başlamış

Haberin Devamı

ÖZ DEĞER

“Yerelde turizm denilince aklımıza hep son derece düşük kaliteli-maliyetli ‘hatıra’ (souvenir) diye satılan incik-boncuk vs. geliyor. Oysaki yerelde kültürel mirasın akıtıldığı çok kıymetli, dünyada benzeri olmayan eşsiz eserler-ürünler var. Biz onları görünür ve kalıcı kılmaya çalışıyoruz. Bölgenin kültürel mirasını ve marka değerini sadece tüm yurtla değil, dünyayla buluşturmayı hedefliyoruz” diyor TUSDER Başkan Yardımcısı Bihter Ayyıldız. Sürdürülebilir marka & yaşam trendleri konusunda stratejist olan Bihter Hanım, katma değeri olan ve bölgenin marka değerini yükseltecek olan ürünlerin sadece kadınlara iş gücü oluşturmayacağını, aynı zamanda bölgenin kimliğini dünyaya yayacağını savunuyor.

PEKİ NEDEN KADIN?

Peki neden mi kadın? Çünkü nasıl ki doğum yaparak insan yaşamını sürdürüyorsa… Bir bitki meyve verdikten sonra ondan yeniden tohumu alıp saklıyor, böylelikle onun devamını sağlıyorsa… Ninni söyleyerek çocuğuna aslında tarihi aktarıyorsa… Kilime o motifi işlerken kadim bilgileri akıtıyorsa... Kısacası; yaşamın devamını sağlıyorsa… Elbette kültürel mirasın da asıl taşıyıcısı - emanetçisi onlar da, ondan.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder