Batmasın, hepimiz bu geminin içindeyiz

09 Ocak 2014, Perşembe 05:00
AA

Bir hükümetin hamlesini izliyoruz; başta polisler olmak üzere bürokratlar hazan yaprağı gibi savruluyor, bir cemaatin hamlesini izliyoruz; sabah operasyonlarında yolsuzluk iddiasıyla insanlar gözaltına alınıyor. Bu toz dumanın ortasında, Türkiye su alan ama batmamaya çalışan bir gemi gibi yalpalayıp duruyor. Ve bizim “Yesinler birbirlerini, ne o taraftan ne bu taraftanım” deme şansımız yok, çünkü hepimiz batmakta olan o geminin içindeyiz.

[[HAFTAYA]]


Zindandaki esirler

O geminin içinde bir yandan alt katta zincire vurulmuş tutsaklar ve kendi derdine düşmüş geminin kaptanını kafaya alıp onları kurtarmaya çalışanlar var. “Bak senin altında isyan çıkaranlar onları suçsuz yere hapsetti, çıkaralım da yanımızda dursunlar” diyerek. Diğer yandan geminin kıç tarafında, kendi özerk bölgelerini yarattıklarını iddia eden, daha önce isyan çıkardığı için bir başka zindanda tutulan korsan başını kurtarmaya çalışan başka bir grup var.

Kaptanın etrafında ise kimi isterseniz bulunuyor: Akıl veren ve dolduruşa getirenler, daha önce oralarda olup da sonra itibardan düşünce “Ben zaten söylemiştim” diyenler, geminin içindeki kurtarma filikalarının altında nöbet tutup ilk fırsatta kaçmayı garantilemeye çalışanlar, kendi kamerasında kaptan olma sırasının gelmesini beklerken mektup yazanlar, “İstikrar sürsün, ne güzel para kazanıyorduk” diyenler ve daha niceleri...

Suriye mi olalım?


Herkesin aklını başına toplamasının zamanıdır. Ne olmak istediğimize bakmak için başımızı Batı’ya çevirelim. En korkulu rüya bir gün Suriye, Irak gibi olmaktır. Arkanızı dönün ve oraları da karıştırmayın. Hele hele ‘en mağdur biziz’ edebiyatına sakın sarılmayın! Gerçekten çok sinir bozucu oluyor, bu kadar mağdur varken. Gemisini kurtaran kaptan ama içindekilerle birlikte olmalı!


*

Soyadımız ne oldu?


Yaşadığımız hay huy içinde gözden kaçtı. Zaten mesele kadınları, üstelik kadınların bir kısmını ilgilendirdiği için gözden kaçması doğaldı. Anayasa Mahkemesi’nin verdiği ve Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren son karar çok uzun yıllardır verilen bir mücadelenin ürünüydü oysa: Kadının İLK soyadını kullanma hakkı! “Kadının Soyadı” konulu bir tez ve kitap yazmış Nazan Moroğlu’nun hatırlattığı üzere Medeni Kanun’un 187. Maddesi’nde yer alan “Evlenmekle kadın kocasının soyadını alır. ... Başvuruyla önceki soyadını da kullanabilir” hükmünün cinsiyete dayalı bir ayrımcılık olduğu kabul edildi.

Bu kararın, Anayasa’nın 17. Maddesi’nde yer alan “Herkesin manevi varlığının geliştirilmesi ve korunması hakkı”na ters düştüğü gerekçesiyle “evlenen kadının sadece önceki soyadını kullanma hakkı olduğu kabul edildi”. Yani? Yani evlenir evlenmez kocacığının soyadını almaya meraklı olanlar dışında, kariyeri ve güçlü kişiliği olan kadınlar evlendikten sonra da sadece İLK soyadlarını kullanmaya devam edebilirler! İşte tam da burada Nazan Moroğlu hatırlatıyor: Medeni Kanun’un 187. maddesi değiştirilmedikçe bu hak sadece Anayasa Mahkemesi’ne dava açan kişiler için geçerli olur. Kanunun bu maddesi değişmelidir. Bence bu gürültüde kimse 187. Madde’yi değiştirmekle uğraşmaz. Ama kafayı takmış kadınlar Anayasa Mahkemesi’ne başvurarak emsal gösterip karar çıkartır ve ilk soyadını kullanır.

*

Hem bilmiyor, hem öğrenmiyor

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye Barolar Birliği’nin yeniden yargılanma konusunda getirdiği öneriye “Apo’yu da serbest bıraktıracaklar” diye karşı çıkmış, TBB Başkanı Metin Feyzioğlu da çıktığı televizyon programında “Yanlış bilgilendirilmiş, kendisiyle görüşmemiz var, bunu anlatacağız” demişti ki randevu iptal edildi. Feyzioğlu kamuoyunda birden parlamış olabilir ama ekibiyle hareket ediyor, kıskançlığa gerek yok.

İkincisi, ortada gerçekten bir yanlış anlama var, yüzyüze konuşulsa ne kaybedilirdi? Bahçeli randevuyu iptal etmekle huysuz ihtiyar görüntüsü verip kendi kaybetti, partisine de kaybettirdi. Zaten AKP’nin her ihtiyacında payanda olan parti görünümü vardı, şimdi bir de yaralı parmağa şaapmayan parti oldu!

Sıradaki haber yükleniyor...