Dini bilgiler Meryam Suresi Anlamı, Meali ve Diyanet Tefsiri (Meryem Suresinin Türkçe ve Arapça Okunuşu)

Meryam Suresi Anlamı, Meali ve Diyanet Tefsiri (Meryem Suresinin Türkçe ve Arapça Okunuşu)

Meryam Suresi Anlamı, Meali ve Diyanet Tefsiri (Meryem Suresinin Türkçe ve Arapça Okunuşu)

Meryem suresi okunuşu, sıklıkla araştırılan surelerden biridir. Özellikle kullanım alanı açısından da önem taşıyan konular arasındadır. Bu bakımdan Meryem Suresi Okunuşunu öğrenebilir ve fazileti hakkında da bilgi sahibi olabilirsiniz. Meryem suresi okunuşu (Türkçe ve Arapça) Meryem suresi tefsiri, meali, fazileti ve anlamını detaylarıyla derledik.

Meryem suresi Mekke döneminde indirilmiş bir suredir. Surede Meryem'in oğlu İsa'ya dünyaya getirdiği anlatıldığı için Meryem Suresi adını almıştır. Meryem Suresi Kuran-ı Kerim'de 304. sayfada başlayıp 311. sayfada biter.

Sure, genel olarak tevhid inancının doğruluğunu ve peygamberlik müessesesinin gerçekliğini ispatlamayı hedeflemektedir. Bu cümleden olarak sûrede yahudilerin Hz. Meryem ve oğlu Hz. Îsâ hakkındaki iftiralarının reddedilmesi, Zekeriyyâ aleyhisselâma –ihtiyar olmasına rağmen– oğlu Yahyâ’nın verilmesi, Hz. Meryem’in –Allah’ın bir mûcizesi olarak– Hz. Îsâ’yı babasız dünyaya getirmesi, Hz. İbrâhim, Hz. Mûsâ, Hz. Hârûn ve diğer bazı peygamberlerin hak dine davet yolunda harcadıkları çaba dile getirilmektedir.

MERYEM SURESİ OKUNUŞU (TÜRKÇE ARAPÇA)

Kef ha ya ayn sad. Zikru rahmeti rabbike ab dehu zekeriyya. İz nada rabbehu nidaen hafiyya. Kale rabbinnı vehenel azmü minnı veştealer rasü şeybev velem ekümbi düaike rabbi şekıyya. Ve innı hıftül mevaliye mivveraı ve kanetimraetı akıran feheblımil ledünke veliyya. Yerisüni ve yerisü min ali yakube vecalhü rabbi radıyya. Ya zekeriyya inna nübeş şiruke bi ğulaminismühu yahyalem necal lehu min kablü semiyya. Kale rabbi enna yekunülı ğulamüv ve kanetim raeti akırav vekad belağtü minel kiberitiyya. Kale kezalik kale rabbüke hüvealeyye heyyinüv ve kad halak tüke min kablü ve lem tekü şeya. Kale rabbic'al lı ayeh kale ayetüke ella tükellimen nase selase leyalin seviyya. Feharace ala kavmihı minel mıhrabi fevha ileyhim en sebbihu bükratev veaşiyya. Ya yahya huzil kitabe bikuvveh ve ateynahül hukmabiyya. Ve hananem mil ledünna ve zekah ve kanetekıyya. Ve berrambi valideyhi ve lem yekün cebbaranasıyya. Ve selamün aleyhi yevme vülide ve yevme yemutüve yevme yüb'asü haya.

Vezkür fil kitabi meryem izintebezet minehliha mekanen şer kıyya. Fettehazet min dunihim hıcaben fe erselna ileyha ruhana fetemessele leha beşaren sev iyya. Kalet innı euzü birahmani minke in küntetekıyya. Kale innema ene rasulü rabbiki liehebe leki ğulamen zekiyya. Kalet enna yekunüli ğulamüv ve lem yem sesnı beşeruv ve lem ekübeğıyya. Kale kezalik kale rabbüki hüve aleyye heyyin ve linec'alehu ayetellinnasi ve rahmetemminna ve kane emrammakdıyya. Fe hamelethü fentebezet bihı mekanenkasıyya. Fe ecaehelmehadu ila ciz'ın nahleh kaletya leytenımittü kable haza veküntü nesyemmensiyya. Fe nadaha min tahtiha ella tahzenı kad cealerabbüki tahteki seriyya.

Vehüzzı ileyki bi ciz'ın nahleti tüsakıt aleyki rutabenceniyya. Fe külı veşrabı ve karrı ayna fe imma terayinne minel beşeri ehaden fe kulı innı nezertülir rahmani savmen fe len ükellimel yevmeinsiyya. Fe etet bihı kavmeha tahmilüh kaluya meryemü le kad ci'ti şey'enferyya. Ya uhte harune ma kaneebukimrae sev'iv ve ma kanetümmüki beğıyya. Feeşarat ileyhi kalu keyfe nükelimü men kane filmehdi sabiyya. Kale innı abdüllahi ataniyel kitabe ve cealenınebiyya. Ve cealenı mübaraken eynema küntü ve evsanı bissalati vez zekati ma dümtühayya. Ve berram bi validetı velem yec'alnı cebbaranşekıyya. Vesselamüaleyye yevme vülidtü ve yevme emutü ve yevme üb'asühayya.

Zalikeıysebnü meryem kavlel hak kıllezı fıhiyemterun. Ma kane lillahi ey yettehıze miv veledin sübhaneh iza kada emran fe innema yekulü lehu küm fe yekun. Ve innellahe rabbıve rabbüküm fa'büduh hazasıratum müstekıym. Fahtelefel ahzabü mim beynihim fe veylül lillezıne keferu mimmeşhedi yevminazıym. Esmı'bihim vebsır yevme ye'tunena lakiniz zalimunel yevme fı dalalimmübın. Ve enzirhümyevmel hasrati iz kudıyel emr ve hüm fı ğafletiv vehümla yü'minun. İnna nahnü nerisül erda ve menaleyha ve ileynayürceun.

Vezkür filkitabi ibrahım innehu kane sıddıkanebiyya. İz kale li ebıhi ya ebeti lime ta'büdü ma la yesmeu vela yübsıru vela yuğnı anke şeya. Ya ebeti innı kad caenı minel ılmi ma lem ye'tike fettebını ehdike sıratan seviy ya. Ya ebeti la ta'büdiş şeytan inneş şeytane kane lir rahmani asıyya. Ya ebeti ninı ehafü ey yemesseke azabüm minerrahmani fe tekune liş şeytaniveliyya. Kale erağıbün entean alihetya ibrahım leillem tentehi le ercümenneke vehcürnımeliyya. Kale selamün aleyk se estağfiru leke rabbı innehu kane bı hafiyya. Ve atezilüküm vema ted'une mindunillahi ve edu rabbı asaella ekune bi düai rabbı şekıyya. Felemma'tezelehüm ve ma ya'büdune mindunillahi vehebna lehu ishaka ve yakub ve küllen cealna nebiyya. Ve vehebna lehüm mir rahmetina ve cealna lehüm lisane sıdkın aliy ya.

MERYEM SURESİ TÜRKÇE MEALİ

Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd. ﴾1﴿ Bu, Rabbinin, Zekeriya kuluna olan merhametinin anılmasıdır. ﴾2﴿ Hani o Rabbine gizli bir sesle yalvarmıştı. ﴾3﴿ O şöyle demişti: "Rabbim! Şüphesiz kemiklerim gevşedi. Saçım sakalım ağardı. Sana yaptığım dualarda (cevapsız bırakılarak) hiç mahrum olmadım." ﴾4﴿ "Gerçek şu ki ben, benden sonra gelecek akrabalarım(ın isyankâr olmaların)dan korkuyorum. karım ise kısırdır. Bana kendi tarafından; bana ve Yakub hanedanına varis olacak bir çocuk bağışla ve onu hoşnutluğuna ulaşmış bir kimse kıl!" ﴾5-6﴿ (Allah şöyle dedi:) "Ey Zekeriyya! Haberin olsun ki biz sana Yahya adlı bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce onun adını kimseye vermedik." ﴾7﴿ Zekeriyya, "Rabbim!" "Hanımım kısır ve ben de ihtiyarlığın son noktasına ulaşmış iken, benim nasıl çocuğum olur?" ﴾8﴿ (Vahiy meleği) dedi ki: "Evet, öyle. (Ancak) Rabbin diyor ki: "Bu bana göre kolaydır. Nitekim daha önce, hiçbir şey değil iken seni de yarattım." ﴾9﴿ Zekeriyya, "Rabbim, öyleyse bana (çocuğumun olacağına)bir işaret ver", dedi. Allah da, "Senin işaretin, sapasağlam olduğun halde insanlarla (üç gün) üç gece konuşamamandır" dedi. ﴾10﴿ Derken Zekeriya ibadet yerinden halkının karşısına çıktı. (Konuşmak istedi, konuşamadı) ve onlara "Sabah akşam Allah'ı tespih edin" diye işaret etti. ﴾11﴿

(Yahya dünyaya gelip büyüyünce onu peygamber yaptık ve kendisine) "Ey Yahya kitaba sımsıkı sarıl" dedik. Biz ona daha çocuk iken hikmet ve katımızdan kalp yumuşaklığı ve ruh temizliği vermiştik. O, Allah'tan sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi. ﴾12-14﴿ Doğduğu gün, öleceği gün ve diriltileceği gün ona selam olsun! ﴾15﴿ (Ey Muhammed!) Kitapta (Kur'an'da) Meryem'i de an. Hani ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiş ve (kendini onlardan uzak tutmak için) onlarla arasında bir perde germişti. Biz, ona Cebrail'i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü. ﴾16-17﴿ Meryem, "Senden, Rahmân'a sığınırım. Eğer Allah'tan çekinen biri isen (bana kötülük etme)" dedi. ﴾18﴿ Cebrail, "Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim" dedi. ﴾19﴿ Meryem, "Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım halde, benim nasıl çocuğum olabilir?" dedi. ﴾20﴿ Cebrail, "Evet, öyle. Rabbin diyor ki: O benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu zaten (ezelde) hükme bağlanmış bir iştir" dedi. ﴾21﴿ Böylece Meryem çocuğa gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi. ﴾22﴿ Doğum sancısı onu bir hurma ağacına yöneltti. "Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım!" dedi. ﴾23﴿ Bunun üzerine (Cebrail) ağacın altından ona şöyle seslendi: "Üzülme, Rabbin senin alt tarafında bir dere akıttı." ﴾24﴿ . "Hurma ağacını kendine doğru silkele ki sana taze hurma dökülsün." ﴾25﴿

"Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan, "Şüphesiz ben Rahmân'a susmayı adadım. Bugün hiçbir insan ile konuşmayacağım" de. Kucağında çocuğu ile halkının yanına geldi. Onlar şöyle dediler: "Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın!". "Ey Hârûn'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi." Bunun üzerine (Meryem, çocukla konuşun diye) ona işaret etti. "Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?" dediler. Bebek şöyle konuştu: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. Bana kitabı (İncil'i) verdi ve beni bir peygamber yaptı." "Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekatı emretti.""Beni anama saygılı kıldı. Beni azgın bir zorba kılmadı." "Doğduğum gün, öleceğim gün ve diriltileceğim gün bana selâm (esenlik verilmiştir)." Hakkında şüpheye düştükleri hak söze göre Meryem oğlu İsa işte budur.Allah'ın çocuk edinmesi düşünülemez. O bundan yücedir, uzaktır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece "ol!" der ve o da oluverir. Şüphesiz, Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse (yalnız) O'na kulluk edin. Bu, dosdoğru bir yoldur. ﴾36﴿ (Fakat hıristiyan) gruplar, aralarında ayrılığa düştüler. Büyük bir günü görüp yaşayacakları için vay kafirlerin haline! Bize gelecekleri gün (gerçekleri) ne iyi işitip ne iyi görecekler! Ama zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.

Onları, gaflet içinde bulunup iman etmezlerken işin bitirileceği o pişmanlık günüyle uyar. ﴾39﴿ Şüphesiz yeryüzüne ve onun üzerindekilere biz varis olacağız, biz! Ancak bize döndürülecekler. ﴾40﴿ Kitapta İbrahim'i de an. Gerçekten o, son derece dürüst bir kimse, bir peygamber idi. ﴾41﴿ Hani babasına şöyle demişti: "Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?" ﴾42﴿ "Babacığım! Doğrusu, sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy ki seni doğru yola ileteyim." ﴾43﴿ "Babacığım! Şeytana tapma! Çünkü şeytan Rahmân'a isyankâr olmuştur." ﴾44﴿ "Babacığım! Doğrusu ben, sana, çok esirgeyici Rahmân tarafından bir azabın dokunmasından, böylece şeytana bir dost olmandan korkuyorum." ﴾45﴿ Babası, "Ey İbrahim! Sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, mutlaka seni taşa tutarım. Uzun bir süre benden uzaklaş!" dedi. ﴾46﴿ İbrahim şöyle dedi: "Esen kal! Senin için Rabbimden af dileyeceğim. Şüphesiz O, beni nimetleriyle kuşatmıştır." ﴾47﴿ "Sizi ve Allah'tan başka taptıklarınızı terk ediyor ve Rabb'ime ibadet ediyorum. Rabbime ibadet etmekle de mutsuz olmayacağımı umuyorum." ﴾48﴿ İbrahim, onları da onların taptıklarını da terk edince ona İshak ile Yakub'u bağışladık ve her birini peygamber yaptık. ﴾49﴿ Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onlar için yüce bir doğruluk dili var ettik (güzel bir söz ile anılmalarını temin ettik). ﴾50﴿ Kitapta, Mûsâ'yı da an. Şüphesiz o seçkin bir insan idi. Bir resül, bir nebi idi. ﴾51﴿

Ona, Tûr dağının sağ tarafından seslendik ve kendisi ile gizlice konuşmak için kendimize yaklaştırdık. ﴾52﴿ Rahmetimiz sonucu kardeşi Hârûn'u bir nebi olarak kendisine bahşettik. ﴾53﴿ Kitap'ta İsmail'i de an. Şüphesiz o sözünde duran bir kimse idi. Bir resül, bir nebi idi. ﴾54﴿ Ailesine namaz ve zekatı emrederdi. Rabb'inin katında da hoşnutluğa ulaşmıştı. ﴾55﴿ Kitap'ta İdris'i de an. Şüphesiz o doğru sözlü bir kimse, bir nebi idi. ﴾56﴿ Onu yüce bir makama yükselttik. ﴾57﴿ İşte bunlar, Adem'in ve Nûh ile beraber (gemiye) bindirdiklerimizin soyundan, İbrahim'in, Yakub'un ve doğru yola iletip seçtiklerimizin soyundan kendilerine nimet verdiğimiz nebîlerdir. Kendilerine Rahmân'ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı. ﴾58﴿ Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevi tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır. ﴾59﴿ Ancak tövbe edip inanan ve salih amel işleyenler başka. Onlar cennete, Rahmân'ın, kullarına gıyaben vaad ettiği "Adn" cennetlerine girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır. Şüphesiz onun va'di kesinlikle gerçekleşir. ﴾60-61﴿ Orada boş söz işitmezler. Yalnızca (meleklerin) "selam!" (deyişini) işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da vardır. ﴾62﴿ İşte bu, kullarımızdan Allah'a karşı gelmekten sakınanlara miras kılacağımız cennettir. ﴾63﴿ (Cebrail şöyle dedi:) "Biz ancak Rabbinin" emriyle ineriz. Önümüzdekiler, arkamızdakiler ve bunlar arasındakiler hep O'nundur. Rabbin unutkan değildir." ﴾64﴿

(Allah) göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Şu halde, O'na ibadet et ve O'na ibadet etmede sabırlı ol. Hiç, O'nun adını taşıyan bir başkasını biliyor musun? ﴾65﴿ İnsan, "Öldüğümde gerçekten diri olarak (topraktan) çıkarılacak mıyım?" der. ﴾66﴿ İnsan, daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattığımızı düşünmez mi? ﴾67﴿ Rabbine andolsun, onları şeytanlarla beraber mutlaka haşredeceğiz. Sonra onları kesinlikle cehennemin çevresinde diz üstü hazır edeceğiz. ﴾68﴿ Sonra her bir topluluktan, Rahman'a karşı en isyankâr olanları mutlaka çekip çıkaracağız. ﴾69﴿ Sonra, oraya girmeye en layık olanları muhakkak ki en iyi biz biliriz. ﴾70﴿ . (Ey insanlar!) Sizden cehenneme varmayacak hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir. ﴾71﴿ Sonra Allah'a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız da zalimleri orada diz üstü çökmüş halde bırakırız. ﴾72﴿ Âyetlerimiz kendilerine apaçık bir şekilde okunduğu zaman, inkar edenler, inananlara, "İki topluluktan hangisinin bulunduğu yer daha hayırlı meclis ve mahfili daha güzeldir?" dediler. ﴾73﴿ Biz onlardan önce, mal-mülk ve görünümü daha güzel olan nice nesilleri helak ettik. ﴾74﴿ (Ey Muhammed!) De ki: "Kim sapıklık içinde ise Rahmân onlara, istenildiği kadar süre versin! Nihayet kendilerine vaad olunan azabı, ya da kıyameti gördüklerinde kimin yeri daha kötüymüş, kimin taraftarları daha zayıfmış bilecekler. ﴾75﴿ Allah doğruya erenlerin hidayetini artırır. Kalıcı salih ameller Rabbinin katında sevap bakımından da daha hayırlıdır, sonuç itibari ile de. ﴾76﴿

Âyetlerimizi inkar edip "Bana elbette mal ve evlat verilecek!" diyen kimseyi gördün mü? ﴾77﴿ Gaybı mı görüp bilmiş, yoksa Rahmân'dan bir söz mü almış? ﴾78﴿ Hayır! (İş onun dediği gibi değil). Biz onun söylediklerini yazacağız ve azabını arttırdıkça arttıracağız! ﴾79﴿ Onun (ahirette sahip olacağını) söylediği şeylere biz varis olacağız ve o bize tek başına gelecek. ﴾80﴿ Onlar, kendileri için kuvvet ve şeref (kaynağı) olsunlar diye, Allah'tan başka ilahlar edindiler. ﴾81﴿ Hayır! İlahları, onların ibadetlerini inkar edecekler ve kendilerine düşman olacaklar. ﴾82﴿ Kafirlerin başına, onları durmadan (günaha ve azgınlığa) tahrik eden şeytanları gönderdiğimizi görmedin mi? ﴾83﴿ Ey Muhammed! Şu halde onların azaba uğramalarını istemekte acele etme. Biz onlar için ancak (takdir ettiğimiz günleri) sayıp durmaktayız. ﴾84﴿ Allah'a karşı gelmekten sakınanları Rahmân'ın huzurunda bir elçiler heyeti gibi toplayacağımız, suçluları da suya koşan susuz develer gibi cehenneme sevkedeceğimiz günü düşün! ﴾85-86﴿ Rahmân'ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır. ﴾87﴿ Onlar, "Rahmân bir çocuk edindi" dediler. ﴾88﴿ Andolsun, siz çok çirkin bir şey ortaya attınız. ﴾89﴿ Rahman'a çocuk isnat etmelerinden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecektir! ﴾90-91﴿ Halbuki Rahmân'a bir çocuk edinmek yakışmaz. ﴾92﴿ Göklerdeki ve yerdeki herkes Rahman'a kul olarak gelecektir. ﴾93﴿ Andolsun, Allah onları ilmiyle kuşatmış ve tek tek saymıştır. ﴾94﴿ Onlar(ın her biri) kıyamet günü O'na tek başına gelecektir. ﴾95﴿

İnanıp salih ameller işleyenler için Rahmân, (gönüllere) bir sevgi koyacaktır. ﴾96﴿ (Ey Muhammed!) Biz, Allah'a karşı gelmekten sakınanları Kur'an ile müjdeleyesin, inat eden bir topluluğu da uyarasın diye, onu senin dilin ile (indirip) kolaylaştırdık. ﴾97﴿ Biz onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Onlardan hiçbirini hissediyor yahut onların bir fısıltısını olsun işitiyor musun? ﴾98﴿

MERYEM SURESİ TEFSİRİ, MEALİ, FAZİLETİ VE ANLAMI

MERYEM SURESİ FAZİLETİ, FAYDASI

Meryem Suresini okuyan kişilerin devamlı olarak bereketli ve bol rızıklı bir hayatı olur. Can, mal ve aynı zamanda evlat açısından da oldukça şanslı olurlar. Devalı olarak Meryem suresini okuyan kişiler fakirlikten kurtulur ve zenginlikleri olur.

Hamile kalmak ve hayırlı bir evlat olmak için de 41 kez Meryem suresinin okunması gerekir. Fakirlikten kurtulmak için de Meryem suresinin 41 kez okunması gerekir. Meryem suresini bir kağıda yazarak suyun için koymak herhangi bir korkusu olan kişiler için oldukça etkilidir.

Kolay doğum yapmak isteyen hamile kadınların da bu sureyi çok okuması ile bi-iznillah doğumu da kolay geçer. Bir kadın hamile kalmak istediğinde hayızdan yıkandığında Meryem Suresi 19,21 ve 22. ayetleri ve aynı zamanda Yasin suresinin 82-83 ayeti kerimelerini yazarrak zemzem suyunda yazılar çıkıncaya kadar bekletir ve sonra o suyun şifa vereceğini de Allah’ Teladan ümit eder ve de içerse Allah’ın izni ile hamile kalır.

MERYEM SURESİ TEFSİRİ

Bazı sûrelerin başında bulunan bu harflere “hurûf-i mukattaa” adı verilmektedir (bilgi için bk. Bakara 2/1).

Zekeriyyâ aleyhisselâm, İsrâiloğulları’na gönderilmiş son peygamberlerden biridir. Ancak kendisine müstakil bir kitap verilmemiş, Hz. Mûsâ’nın şeriatıyla amel etmiştir. Kaynaklarda, Hz. Meryem’in teyzesinin kocası ve Beyt-i Makdis’in yöneticisi olduğu, Tevrat nüshalarını yazarak çoğalttığı bildirilmektedir (bilgi için bk. Âl-i İmrân 3/37-41).

Duanın, emreder gibi ve yüksek sesle değil, mütevazı bir şekilde alçak sesle ve yalvarıp yakararak yapılması onun âdâbına daha uygun olduğu için alçak sesle dua ettiği belirtilen Hz. Zekeriyyâ, kendisinden sonra akrabalarının toplum önderi olma ve Allah’ın dinini yayma hususunda zaaf göstereceklerinden endişe etmiş; bu sebeple de duasında kendisine ve Ya‘kub (İsrâil) soyuna halef ve mirasçı olmak ve davetini sürdürmek üzere iyi ahlâklı, yetenekli ve âdil insan olacak bir halef lutfetmesini Allah’tan niyaz etmiştir. Zira o, bütün olumsuz şartlara rağmen Allah’tan ümit kesilmemesi gerektiğini biliyordu.

"Halef” diye tercüme ettiğimiz velî kelimesi, kişinin “yakını, dostu, arkadaşı, yardımcı ve destekçisi” demektir (aynı zamanda Allah’ın isimlerinden olan velî kelimesinin diğer anlamları için bk. Bakara 2/257; Mâide 5/51; En‘âm 6/14; A. Saim Kılavuz, “Velî”, İFAV Ans., IV, 456; Hamza Aktan, “Velâyet”, İFAV Ans., IV, 453).

"Yakınlar” anlamı verdiğimiz mevâlî kelimesi mevlâ kelimesinin çoğulu olup “kişiye vâris olan yakın akrabaları” mânasına gelir. Hz. Zekeriyyâ, halef istemesinin gerekçesini de açıklarken, övünmek veya faydalanmak için değil, dini tebliğ etmek gibi yüce bir gaye için halef istediğini ifade etmiştir. Başka âyetlerde bildirildiğine göre Zekeriyyâ şu duaları da yapmıştır: “Rabbim! Bana tarafından temiz bir nesil ihsan eyle. Kuşkusuz sen duayı işitensin!” (Âl-i İmrân 3/38). “Rabbim! Geride kalanların en hayırlısı sensin, yine de sen beni yalnız (çocuksuz) bırakma! “ (Enbiyâ 21/89).

Bazı tefsirlerde Zekeriyyâ’nın hem mülküne hem de ilmine ve peygamberliğine mirasçı olacak sâlih bir çocuk istediği söylenmişse de Hz. Peygamber’in, “Biz peygamberler miras bırakmayız, bıraktığımız sadakadır” (Buhârî, “Humus”, 1; “Megâzî”, 14, 38) anlamındaki hadisi dikkate alındığında peygamberlerin mal ve servetleri için mirasçı istemeyecekleri anlaşılır. Hz. Zekeriyyâ’nın “Tarafından bana yerimi alacak bir halef ver; o, Ya‘kub hânedanına da vâris olsun” ifadesi de bu mânayı destekler. Burada Ya‘kub hânedanına vâris olmaktan maksat onların mallarına mirasçı olmak değil, Hz. Ya‘kub’un soyu olan İsrâiloğulları’nın misyonuna, peygamberliğin geride bıraktığı geleneğe ve ahlâka vâris olmak ve onların gittiği doğru yolu takip etmektir.

İbn Âşûr’a göre âyetlerin zâhirinden peygamberlere mirasçı olunabileceği anlaşılmaktadır. Ona göre başka bir âyetteki (Neml 27/16) ifade bu anlamı desteklemektedir ve yukarıdaki hadiste Resûlullah bütün peygamberleri değil, sadece kendisini kastetmiştir (bk. XVI, 66). Nitekim Hz. Ömer de “Resûlullah bu sözüyle kendisini kastediyor” demiştir (Buhârî, “Fardu’l-humus”, 1).

Yüce Allah, Hz. Zekeriyyâ’nın duasını kabul etti ve Yahyâ adında bir oğlunun olacağını ona müjdeledi (krş. Enbiyâ 21/90). Âyette geçen “semiyy” kelimesi hem “isimlendirilmiş” hem de “benzer” mânasına gelir. Birinci mânaya göre âyet Yahyâ adının daha önce kimseye verilmediğini ifade eder; ikinci mânaya göre ise, Yahyâ’nın benzeri bir oğulun kimseye verilmediği anlamına gelir. Tefsirciler, böyle bir anlayış Yahyâ’nın, kendisinden önceki Hz. İbrâhim ve Hz. Mûsâ gibi büyük peygamberlerden de üstün olmasını gerektireceği için birinci mânayı tercih etmişlerdir (Şevkânî, III, 363). Bununla birlikte Yahyâ’daki bazı özellikleri birlikte taşıyan bir peygamber daha önce gelmemiştir. Bu özellikler, onun ihtiyar bir baba ile kısır ve yaşlı bir anneden dünyaya gelmesi, Yahyâ adının ondan önce hiç kimseye verilmemiş olması, çocukluğunda ona “hikmet” (peygamberlik veya kutsal kitabı anlama yeteneği) verilmesi (bk. âyet 12) şeklinde açıklanmaktadır. Bir başka âyette efendi ve peygamber olarak nitelenmiş; haramdan sakınmada güçlük çekmemesi için Allah ona özel bir lutufta bulunmuş, onu iffet ve zühd sahibi kılmış, Hz. Îsâ’nın risâletinin müjdecisi olmuştur (bk. Âl-i İmrân 3/39). Bununla beraber bu meziyetler onun mutlak mânada en üstün peygamber olduğunu değil, anılan niteliklerden dolayı farklı olduğunu ifade eder.

Meryem suresinin detaylı tefsiri için diyanet.gov.tr adresinde MERYEM SURESİ TEFSİRİ sayfasına bakabilirsiniz.

 

 

SIRADAKİ HABER