Sophie'nin seçimi

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

William Styron'un çok satan romanından uyarlanan Sophie’nin Seçimi, soykırım mağduru âşık bir kadının trajik öyküsünü genç bir yazarın ağzından anlatır. Polonyalı Sophie‘nin (Meryl Streep) Nazi kampında yapmak zorunda kaldığı 'seçim' asla peşini bırakmaz. 8 Aralık 1982'de vizyona giren ve izlenme rekorları kıran, eleştirmenlerden büyük takdir gören Sophie'nin Seçimi, 30'uncu yılında Meryl Streep’in Akademi Ödüllü performansıyla başyapıtlar arasında yerini koruyor.

Sophie Zawistowska isimli kadının hayatını anlatan film, İkinci Dünya Savaşı sırasında, Yahudi bir kadın ve iki çocuğunun hikayesini anlatıyor. Filmde Nazilerden kaçmak için her şeyini satıp sahte belgeler düzenleten Sophie, büyük kaçışa az bir zaman kala 3 yerine 2 kişilik belge hazırlanabildiğini öğrenir. Hemen ilk tepki olarak çocuklarını gönderip kendisi kalmak ister, ancak belgelerden birinde yetişkin bir kadın vardır ve Sophie bir çocuğunu kurtarmak için iki çocuğu arasında seçim yapmak zorunda kalarak ötekini ölüme terk eder.

Savaşlar devletlerin kaçınılmaz bir sınavı olabiliyor. Var olmanın getirdiği handikaplardan hiçbirimiz kaçamıyoruz. Barış içinde yaşamanın ne kadar zor olduğunu yaşadıkça görüyoruz. İyiniyetli olmak da faydasız. Çünkü ihtiyaçların getirdiği ülkeler arası sorunlar bireysel faciaları da beraberinde getiriyor ve maalesef önlenemiyor. Yüzyıllardır hep bu savaşlar oluyor ve olmaya da devam edecek. Ülkelerin kendilerine hizmet verecek gelecek yatırım kaygılarından çıkan, bitmeyen kavgalardan yine masum insanların etkilendiği bir gerçek.  

Ülkeler güçlendikçe egoları da büyüyor. Yatağına sığmayan deli nehirler gibi çevresine zarar vermeye devam ediyorlar. Gelelim günümüzün taze olaylarına... Hep söylüyorum, yazıyorum, tekrar etmekten bıkmayacağım: Akıl güçlerinin karışık matematiği her konuda karşımıza çıkıyor.

Gecenin öteki yüzü 

Son dönemlerde Amerika’ya bir göz atalım desem de; tüm günah meşalesini kendisine çevirirken, arkasında büyük çıkar savaşı içinde olan devletlerin de varlıklarını yok sayamayız. 

Evet!.. Dünya karman çorman, tabiri caizse 'çarşamba pazarı'na döndü. Ayıkla ayıklayabilirseniz. Çözüldükçe karışıyor. 3. Dünya Savaşı'nın sinyalleri geliyor ki buna da gerek yok artık. Gelsin corona! Ne gerek silahlara, bombalara... Topsuz tüfeksiz, faili meçhul temiz bir cinayet... Katil kim? Tabii ki gölge devletler. Hani aklına hayran olduğumuz, seyahatlerimizi anlata anlata bitiremediğimiz, aklı üstün, cici bici boyalı memleketler.  

Dünyayı sözde medeniyet çemberi içine almış büyük güçlerin medeniyetsizlikleri artık tek tek ortaya çıkıyor. Maskeler düşüyor ve karanlık yüzlerini görebiliyoruz. 

Dünyanın bir ucundan ortadoğuyu parçalamak için kurdukları örgütlerin isimlerini değiştirerek oynadıkları oyunları anlamamak için aptal olmak lazım. Dünyaya korku salmak için denemedikleri strateji kalmadı. Elleri, kolları uzun fakat her şeyi maşayla tutuyorlar. Amerika ile hikayemiz; tarihte Roma imparatorluğunun hikayesinde olduğu gibi Sezar’ın ‘’Sende mi Brütüs ‘’ olayının aynısı. Sırtımızdan hançerlemeye hazır bekliyorlar. Geçmiş yıllarda Vietnam, 1. ve 2. Körfez Savaşları'ndaki başarısızlıklarını dünyaya unutturmaya çalışsalar da; herkes her şeyin farkında. Tüm silah ve teknoloji onların ellerinde. ‘’Böl ve yönet’’ hepimizin bildiği teknik. Uygulaması basit. Komşuyu komşuya kırdırmak. Amerika, İngiltere, Fransa ve İsrail bu konuda oldukça başarılılar. Gizli esrarengiz güç ise Çin ve Rusya. ‘’Her şeye burunlarını sokmak’’ olmazsa olmazları.. Ne diyelim Allah insanlığa acısın. 

Yüce sonuçlar, yüce kararların meyvesidir. - Victor Hugo

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder