Cabin in the Sky-Toys kırması enerjik bir Afro-Amerikan müzikali

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Netflix orijinali “Jingle Jangle: A Christmas Journey”, 13 Kasım’da tüm dünyada başladı. 1943’ten beri yapılan Afro-Amerikan müzikallerine bir yenisi eklendi. “Cabin in the Sky” ile “Oyuncaklar”ı birleştirirken bilimkurgu eşyaları ve hareket yakalama animasyonu da yüklenen melez ve postmodern yapıt enerjisine bağlayınca bırakmıyor. Kendine özgü bir noel masalı olarak anılacaktır.

Filmin notu 6.7

Obama sonrası dönemin ‘Cabin in the Sky’ı veya ‘The Wiz’i olmak için yola çıkıyor

Afro-Amerikan sinemasında genelde iddialı bir popüler film damarı yoktu. Burada David E. Talbert Netflix önderliğinde bu boşluğu dolduruyor. Tiyatro arka planını özenli bir prodüksiyonla canlandırıyor. Sanki türde öncesinde devreye giren siyahi gelenek; 1960’larda yapılmış bir Broadway müzikali uyarlamasının 80’lerden de, 2000’lerden de referanslarla örüldüğü pastiş bir dünyayla sunuluyor. Bu melezliğin ucu ise bizi son derece enerjik ve içine alan bir tür sineması örneğine kadar götürüyor.

“Jingle Jangle: A Christmas Journey”, aslında Obama sonrası dönemde “Cabin in the Sky” (1943) veya “The Wiz” (1978) etkisi yaratmak için yola çıkıyor. Forest Whitaker’ın canlandırdığı oyuncakçı karakterinin yıllar boyu bir dükkanda takılması fazlasıyla referanslarla dolu. 

Afro-Amerikan ‘Oliver!’ın canlanabildiği sihirli bir evren

Öncelikle konuşan robotun ‘Star Wars’un meşhur R2-D2’sundan “Kısa Devre”nin (“Short Circuit”, 1986) Number 5’ine uzanan öğelerle donatıldığı, yaratım süreci geçirdiği görülebiliyor. Görsel efektlerin tasarımı da sokak kültürünü zekice kalkındırıyor. Kız karakterin öne çıktığı anlar ise Afro-Amerikan “Oliver!” (1968) algısı yaratıyor.

Yönetmenin ortaya koyduğu modern müzikal vizyonu, postmoderne eğilimli numaralarla yansıtılıyor. Aynı zamanda da siyahilerin üzerinden bir haykırışın da adını koyuyor. Oyuncakçı dükkanının icatları aslında “Oyuncaklar” (“Toys”, 1992), “Sihirli Oyuncakçı” (“Mr. Magorium’s Wonder Emporium”, 2007) gibi eserleri akla getiriyor. Filmin başlangıcında Harry Potter referanslarını da hissettiğimiz oluyor. 

Cabin in the Sky ile 'Oyuncaklar' birleşiyor

Ama “Jingle Jangle: A Christmas Journey”, sanki Afro-Amerikan müzikallerinin arasında kendine özgü bir yere yerleşecek. Görkemli koreografilerine CGI tasarlanmış bir ‘peri masalı şehri’ de ekliyor. ‘Peri masalı müzikali’ olarak ilerleyip aslında alt türün ustası Minnelli’nin işlerine öykünüyor. Bu açıdan onun imza attığı ilk Afro-Amerikan müzikali, Broadway uyarlaması “Cabin in the Sky”yı (1943) baz almak şaşırtıcı değil.

Bu konuda da aslında o filmin yapısının burada “Oyuncaklar”la da iç içe geçtiğini söylemek mümkün olabilir. Sinemada “Carmen Jones” (1954), “Black Orpheus” (1959) gibi eserler var. Ama esasen E. Talbert’in kaynağını aldığı Broadway usulü eğilimi kült “The Wiz” kadar olmasa da fazlasıyla değerli!

Müzikalin tek mekanda zenginliği bu yıllara cuk oturuyor

Lumet orada yılların ‘Oz Büyücüsü’nün (‘The Wizard of Oz’) beyaz karakterlerini yerle bir etmişti. Siyahi karakterlerden oluşan kült bir müzikale imza atmıştı. Michael Jackson’dan Diana Ross’a uzanan şarkı performansları da dolu doluydu. Burada onlar kadar iddialı şarkıcılar yok. Ama bu damardan ilerlerken enerjik koreografilerle de, hareket yakalama animasyonu gibi duran oyuncaklarla da , CGI efektleriyle de, robot tasarımlarıyla da başka bir evrene kadar uzanıyor. Afro-Amerikan haklarının daha da hareketli hale geldiği bir döneme cuk oturuyor enerjisiyle.

Temelde “Cabin ın the Sky” ile “Oyuncaklar” arası gibi gözükse de bilimkurgu dokunuşu da taşıyan bir yapıt izliyoruz. Yönetmen burada aslında tek mekanı zenginleştirerek müzikalin seyir zevkine çok şey katmış. Bu durum da Obama sonrası dönemde Black Lives Matter’ın patladığı yıllara daha da yakışıyor.

Keegen-Michael Key en zayıf halka

Sadece Keegan-Michael Key komik değil! Onun girdiği anlarda film düşüyor. Bayat bir Johnny Knoxville-Rob Schneider izi bırakmakla kalıyor. Film büyük oranda bu damardan da neşesine ve dinamizmine bağlıyor. Sanat yönetiminden kurgusu kadar evreni bize taze ve güncel bir şekilde yaşatıyor. Deneyimli John Debney’nin bestelerine son aşamada Ricky Martin sürprizinin eklenmesi de keyif veriyor.

“Jingle Jangle: A Christmas Journey”, live-action-animasyon damarı adına da Afro-amerikan sinemasında aslında çok görmediğimiz bir işçilik, bir siyahi Zemeckis algısı da barındırmıyor değil. Onun “Kutup Ekspresi” (“The Polar Express”, 2004) ile bir ‘noel filmi’nde başlattığı burada bir karşıt kültürü yansıtır şekilde sunuluyor. İyi de oluyor. Afro-Amerikan sinemasının kendi ırkından yönetmenlerin yaklaşımına ihtiyacı var.

Afro-Amerikan müzikalleri tarihinde “Cabin in the Sky”, Büyük Bunalım Dönemi sonrası bir ekonomik sarsıntıyı vurgulamasıyla, “The Wiz” Yeni Hollywood’da anti-kahramanların parlamasından destek almasıyla, “Jingle Jangle: A Christmas Journey” ise Obama sonrası dönemdeki arayışın üzerine basmasıyla anılacaktır. Bu yılların ruhunu müthiş yansıtıyor.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder